İş dünyasında sıkça konuşulan ama yeterince uygulanmayan bir kavram var: Hesap Verebilirlik.
Çoğu zaman kontrol etmekle, rapor istemekle ya da baskı kurmakla karıştırılıyor. Hesap verebilirlik, bunların hiçbiri değildir.
Hesap verebilirlik; bir çalışanın, bir yöneticinin ya da bir liderin, aldığı kararların ve üstlendiği sorumlulukların sonucunu sahiplenmesidir. Başarıda da, başarısızlıkta da “neden”i dış faktörlere atmadan dik durabilmektir.

İş ortamında hesap verebilirlik neden bu kadar önemlidir?
Çünkü netlik yaratır. Kimden ne beklendiği, neyin başarı sayıldığı ve neyin kabul edilemez olduğu bellidir. Bu netlik, dedikodunun, belirsizliğin ve pasif direncin önüne geçer. Hesap verebilirliğin olduğu yerde suçlama kültürü değil, çözüm kültürü gelişir.
Çalışanlar açısından etkisi ise sandığımızdan çok daha derindir. Hesap verebilir bir ortamda çalışan kişiler kendilerini daha güvende hisseder. Çünkü başarıları görünür, hataları ise öğrenme fırsatı olarak ele alınır. Bu da inisiyatif almayı, sorumluluk üstlenmeyi ve gelişmeyi teşvik eder.
İnsanlar neyin sonuç sayıldığını bilmiyorsa, hesap veremez.
Bu yüzden ilk adım:
- Hedeflerin net olması
- Roller ve sorumlulukların açıkça tanımlanması
- “İyi iş” ile “yeterli iş” arasındaki farkın netleştirilmesidir.
Belirsizlik olan yerde sorumluluk değil, kaçınma olur.
Unutmamak gerekir ki; hesap verebilirlik yukarıdan aşağıya başlar. Liderlerin mazeret ürettiği bir yerde, çalışanlardan sorumluluk beklemek gerçekçi değildir. Lider sorumluluğu sahiplendiğinde, ekip de aynı dili konuşmaya başlar.
Ekipler liderin söylediklerini değil, davranışlarını kopyalar.
Lider;
- Hatalarında sorumluluk alıyorsa
- Bahane üretmiyorsa
- Verdiği sözü tutuyorsa
hesap verebilirlik kültürü doğal olarak yayılır.
Hesap verebilirlik bir disiplin değil, bir kültürdür. Ve bu kültür, sürdürülebilir başarının en sağlam temelidir.
Bereketli günleriniz olsun.