İşletme sahiplerinden sıkça duyduğumuz bir cümle var: “Ben olmasam iş durur.”
Bu söz, ilk bakışta fedakarlık ve sahiplenme gibi görünür. Ancak derinlemesine bakıldığında başka bir yapısal sorunun itirafıdır. İş sistemle değil, tamamen kişiyle yürüyordur.
Buradaki temel hata, işletme sahibinin kendisini lider konumunda değil, en kritik çalışan pozisyonunda konumlandırmasıdır. Süreçler yazılı değildir, görevler net tanımlanmamıştır, karar mekanizmaları kişiye bağlıdır. İşleyiş, kurallara değil alışkanlıklara dayanır. Örneğin; bir müşteriye verilecek özel iskontonun standardı belli değilse ve ekip her seferinde patronun onayını bekliyorsa, orada bir sistemden söz edilemez. Bu yapı dışarıdan "işliyor" gibi görünse de aslında camdan bir kale kadar kırılgandır

Bu tablo çoğu zaman “kontrolü kaybetmemek” düşüncesiyle başlar. “Ben yaparsam daha hızlı olur” ya da “kimse benim kadar sahiplenmez” inancı, işleri devretmenin önüne geçer. Sonuçta işletme sahibi her şeye yetişmeye çalışır, ekip sorumluluk almayı öğrenemez ve organizasyon tek bir kişinin omuzlarına yüklenir.
Asıl tehlike ise görünmez: Operasyonun içinde boğulan işletme sahibi, büyüme ve stratejiye zaman ayıramaz. Diyelim ki; bir restoran sahibi mutfaktaki operasyondan kasa takibine kadar her detaya müdahale ediyor. Bu durumda yeni şubeler açmak için gereken stratejik planlamayı asla yapamaz. Gün kurtarılırken gelecek ihmal edilir. İş durmasın diye gösterilen aşırı çaba, paradoksal bir şekilde işletmenin büyümesini durdurur.
Gerçek liderlik, her yangına koşan bir itfaiyeci olmak değil; yangının çıkmayacağı bir sistem tasarlamaktır. Siz yokken de iş akıyorsa, doğru yapıyorsunuz demektir. Çünkü sürdürülebilir başarı, kahramanlıkla değil, kurulan sağlam sistemlerle gelir.
Bereketli günleriniz olsun.