Türkiye’de her yıl binlerce yeni işletme kuruluyor. Heyecan büyük, umut yüksek, cesaret ise çoğu zaman takdire değer. Ancak aynı hızla, bu işletmelerin önemli bir kısmı ilk bir ya da iki yıl içinde sessizce kapanıyor. Bu durum çoğu zaman “piyasa kötü”, “rekabet çok” ya da “şanssızlık” gibi gerekçelerle açıklanıyor. Halbuki gerçek sorun çoğu zaman fikir eksikliği değil, yönetim eksikliği.

Birçok işletme iyi niyetle ama plansız şekilde yola çıkıyor. Bir fikir, biraz sermaye ve “nasıl olsa yürür” düşüncesi yeterli görülüyor. Ancak işletmeler heyecanla değil; planla, sistemle ve doğru nakit yönetimiyle ayakta kalır.
En kritik sorunların başında nakit akışı geliyor. Pek çok işletme karlı olduğunu düşünürken kasasında para kalmadığını fark ediyor. Tahsilatlar gecikiyor, giderler artıyor, vergi ve maaşlar üst üste geliyor. Kağıt üzerinde ayakta görünen işletme, gerçekte nefes alamaz hale geliyor. Çoğu durumda sebep satışın azlığı değil, ödemelerin tahsilatlardan önce gelmesidir. Bu nedenle ciro büyüdükçe nakit açığı da büyür.
Bir diğer yaygın sorun ise işletme sahibinin her işi tek başına üstlenmesi. Satıştan pazarlamaya, operasyondan muhasebeye kadar tüm roller aynı kişide toplanıyor. Bu durum hem tükenmişliğe yol açıyor hem de önemli kararların gecikmesine neden oluyor.
Ayrıca birçok işletme büyümeyi planlamıyor; sadece günü kurtarmaya çalışıyor. Oysa hedefler, ölçülebilir göstergeler ve takip mekanizmaları olmadan sürdürülebilir bir büyüme mümkün değil.
Kısacası işletmeler fikir yetersizliğinden değil, yönetim eksikliğinden kapanıyor. Ayakta kalanlar ise işe başlamadan önce nasıl yöneteceklerini planlayanlar oluyor. Çünkü iş dünyasında cesaret başlangıçtır, ama sürdürülebilirlik ancak disiplinle gelir.
Bereketli günleriniz olsun.