İş dünyasında başarı çoğu zaman daha fazla çalışmakla ilişkilendiriliyor. Ancak mesele kaç saat çalıştığınız değil, o saatleri nasıl kullandığınız. Bazen verimliliğimizi büyük problemler değil, her gün tekrarladığımız küçük alışkanlıklar sabote ediyor.

Bıçağı bilememek, yani sürekli işi yapmak ama kendini geliştirmeye zaman ayırmamak, ertelemek, işkolik olmak, acelecilik, karar verememek ve gerektiğinde “hayır” diyememek… Bunların her biri iş hayatında görünmez bir maliyet yaratıyor.
Dağınık bir masa, gündemsiz toplantılar, öncelikleri bilememek ve plansızlık da cabası. Açık kapı politikası uygularken sürekli bölünmek, yetki vermemek ve başkasına bağlı işlerin bitmesini beklemek ise yöneticinin zamanını tüketiyor.
Üstelik bazı engeller doğrudan zihnimizde: Başlayamamak, büyük işleri parçalara ayırmamak, odaklanamamak, güne geç başlamak ve dijital bağımlılık… Mükemmeliyetçilik de çoğu zaman kaliteyi değil, gecikmeyi büyütüyor. Bir de karşımızdakini gerçekten dinlememek. Bu da zamanımızı çalan tuzaklardan biri. Tam anlamadığımız bir şeyi tekrar yapmak zorunda kalıyoruz.
Peki çözüm ne?
Öncelikle kişinin kendi çalışma alışkanlıklarının farkına varmasında. Her günün başında “Bugün mutlaka tamamlamam gereken üç iş ne?” sorusunu sormak, toplantıları gündem ve süreyle sınırlandırmak, telefonu ve bildirimleri belirli zamanlarda kontrol etmek, büyük işleri küçük adımlara bölmek önemli bir başlangıç. Daha da önemlisi, yöneticinin her işi kendisinin yapması gerektiği düşüncesinden vazgeçmesi ve ekibine güvenerek sorumluluk devretmesi gerekiyor.
Verimlilik, takvime daha fazla iş sıkıştırmak değil; gereksiz olanı fark etmek, önceliği doğru belirlemek, sorumluluk devretmek ve gerçekten önemli olana odaklanmaktır.
Çünkü iş hayatında en değerli kaynak zaman değil, dikkatimizdir. Ve dikkatimiz nereye gidiyorsa, şirketimiz de oraya gidiyor.
Bereketli günleriniz olsun.