Rıfat Çakır
Köşe Yazarı
Rıfat Çakır
 

Köy odalarının misyonu

Fakir memleketlerin kışı daha uzundur, bilirsiniz... Bizde de öyleydi. Kar ve talazdan kapılara çıkamaz, ağzımızın tadınca gezemezdik. Günümüzün çoğu soba yanan tek odanın toplusundan dışarıyı seyretmekle geçerdi. Tabandan tavana toprak olan evlerde bişirikler, döşengiler, elbizli (Örümcek ağı) goşmalar hem isli hem karanlık olurdu. İşte bu ortamda kendini zor aydınlatan gaz lambalarının loş ışığındaki akşamlar ise çok daha boğucuydu. Babamın Köy Odası her gün açık olur, bazen de diğer ağaların Odalarına sohbete giderdi. Biz çocuklar Köy Odalarına izinsiz giremezdik. Arada büyükler tolerans gösterirde peşlerine takılıp girebilirsek Amerika’yı keşfetmiş gibi olurduk. Azarlar korkusu ve ürkek adımlarımla her gün babamın peşine takılır, zifiri karanlık sokaklarda saldırgan köpeklerden de çekinerek girmeye uğraşırdım. Oraya gelen şanslı çocuklar, “Bardaklık” önündeki hizmet bölümüne sınırsız bir edep, âmade bir itaatle çıt bile çıkarmadan sessizce oturur, Böyük Adamlardan yumuş (Hizmet emri) beklerdi.  Asaletli Türk kültürlerinin geleneksel ritüelleriyle süslü Köy Odalarında, karşılama, uğurlama, ağırlama, konuşma, dinleme, oturma, kalkma, yemek yeme, su içme, hizmet etme, izzet-ikram, kısaca her davranış yüksek bir denetim, saygı, gözetim ve disiplin dahilindeydi. Benim tarifimce orası eğitim ocağı, tam bir kültür otağı ve emsalsiz bir toplum akademisiydi. Büyüğünden küçüğüne herkes el içine çıkmayı, yerinde, zamanında, süresinde, sırasında konuşmayı, oturmayı, kalkmayı, dinlemeyi, giyinmeyi-arınmayı, kusursuz hörmeti, asri iletişimi, nezaket ve inceliği, kısaca her ama her yönden sosyalleşmeyi Köy Odalarında öğrenirdi. Tabii ki oraya iştirak eden tüm fertlerin durumu, duruşu ve uyumu sadece kendisinin değil, aile edebinin de göstergesiydi. Diplomasi nezaketi bile o saygı ritüellerinin yanında inanın hafif kalır. Çocuk-büyük herkes, hiçbir üniversite ve akademiden alamayacağı tarifi imkansız bir kişisel gelişim kazanır, adeta pişerdi. Yav Güzel İnsanlar... Ben 55 yaşındayım. Hani “Büyük Adam” derler ya... İşte ben “Böyük Adam” denilince aklıma ne bakan, ne başbakan, ne vali, ne kaymakam, ne tıp profesörü, ne hekim, ne hakim, ne vekil ne bürokrat ne şu, ne bu gelir. “Böyük Adam” denilince inanın ki aklıma hep Nurettin’in Ehsan, Kaşifin Hacı, Etemkânin Salim, Çolâtemin İsmayil, Eşşekcigocanın Avini, Nurettinin Durah, Irızanın Müzafer, Gasimin Özdemir, Mamalı Nuttu, Velihocanın Bahattin, Cırtıl Mustafa, İbişin Memmed, Beşinin Nuhu, Sert Irıza, Gıllı Paşa, Gır Bedirhan, Kôr Bahri, Garnapa Lômen, İdi Mısdafa, Gara Tayır, Yaabın Hacı, Gırefenin Şekir, Kor Şekirin Bekir, Goca Nurunun Müttü ve Gıdı Bekir gibi asil duruşlarıyla oturdukları yeri dolduran, konuştuğunda herkesin sükut kesildiği, lafı-sözü belli, kalite-kalibre ve karakterleriyle etrafına güven yansıtan efsane herifler gelir. Erdemleri yüce, şefkatleri samimi, emeği ve ekmeği cömert dağ misali bu adamlar, karizmatik simaları ve otoriter ifadeleriyle herkesi doğruya, güzele yönlendirir, hayır öğüt verir, kibir taşımaz, kusur görmez, her şeyi onaylamaz, her doğruyu övmez, gereksiz yere kırmaz, kimseyi bozmaz ve üzmezlerdi. Etkin, yetkin ve saygın, gönüllerinin yüceliğiyle pak alınlarında çok büyük puntolarla “Adam” yazardı. Bu dev gönüllerin huzur veren sözlerinden de kimse çıkmazdı. Tabii ki bu ağır başlı Böyük Adamların sırasında akran olduğu için oturan bazı muzip çiğ adamlarda olurdu. Onlarda konuşunca yine herkes dinlerdi ama genellikle hep uyduruk efsaneler, bol katkılı askerlik anıları, ferdi rollerinin çok geçtiği dini menkıbeler, duygusal efsunlar, denemesi tereddütlü alternatif tarım-hayvancılık teknikleri, tamamı kurgudan ibaret avcılık hikayeleri, Congulus masalları, Saya Gezmeleri, fabıllar, çiğdem pilavı, seyirlik oyunlar, aşık edebiyatı, değirmen maceraları, çevik sportmenlikler, çılgın döğüşler, üstün güçlere karşı cesur dikelişler, koçaklamalar, destanlar, mitler, hayali efsunlar, ünlü kişilerle samimi arkadaşlıklar, ülke adına kahramanlıklar, cansiperane fedakarlıklar gibi her hikayenin başrolünde mutlaka kendilerinin olduğu, mübalağası bol, heyecanı yüksek anlık doğaçlamalar anlatırlardı. Çocuk gönlümüzle de hep o muzip adamların konuşmasını bekler, en keyiflisi de onları dinlerdik. O zaman fark edemiyordum ama cahil ve çiğ kalmış bu adamların yalan dolu, boş konuşmaları ve uyduruk anlatılarını bile o ortamın itibarlı böyükleri, kırmadan, incitmeden, bozmadan tevazu dolu bir incelikle dinler ve dinletirlerdi.  Keyfini ifade etmekte zorlandığım bu tatlı sohbetlerin hepsini de pür dikkat dinlerken, konuşma hakkı olan adamların böyüklük vasıflarına bek imrenirdim. Biri su mu istedi, “Sobaya kesmik çekin, yakacak atın lan.” mı dedi, “Atlıhdaki eşşeklere, atlara saman dökün.” mü dedi veya “Git lan şurdan şunu getir, burdan bunu götür.” diye bir yumuş mu buyurdu, bardaklıktaki tüm çocuklar kurşun gibi fırlar, yarış edercesine o yumuşu zevkle ifa ederdi. Yumuşun isabet ettiği ve hizmeti gerçekleştirme şansı bulan her çocuk gururundan gubarır, böbürlenirdi. Kış akşamlarında en büyük lüksümüz ve özlemimiz buydu. Köy Odalarında anlatıcının iyi veya kötü konuşmasına, yalan-yanlış ifadesine, fakir-zengin, sağlam-sakat, büyük-küçük, yerli-yabancı, akıllı-deli oluşuna, kısaca kişinin artı-eksi toplumsal statüsüne bakılmadan saygıyla dinlenir ve dinletilirdi. Dinleme erdemi, oturma şekli, yer ve yaş hiyerarşisi, konuşma sırası ve süresi, anlatma usulü, hizmet, hörmet, karşılama-uğurlama-ağırlama, izzet ve ikram kuralları; kısaca aklınıza ne gelirse hepside sadece gönüllerde puanlanır, hata yapanların kusuru Böyük Adamlar tarafından ayrı bir yer, ayrı bir günde kendine çeki-düzen vermesi amacıyla kırmadan, incitmeden hatırlatılırdı. Çünkü Köy Odalarının fazileti, görgü-görenek kriterleri, güncel maarifi ve geleneksel ritüelleri incelik isteyen kurallarla dolu, disiplini sert, kesin ve kat’i olurdu. Eğitimli, erdemli, ölçülü-tartılı bilge sözlere sahip hitabet ehli arif insanların yeri her zaman başköşeydi. Kutsiyeti yüce, ruhaniyeti bol, bereket yüklü bu mekanda ortamın bozulmasına kimse izin vermezdi.   Kısaca bu Odalar, anlatanın ufkunu geliştirdiği, dinleyenin kendini yetiştirdiği mükemmel bir ekôl, emsalsiz bir okuldu.
Ekleme Tarihi: 22 Şubat 2023 - Çarşamba

Köy odalarının misyonu

Fakir memleketlerin kışı daha uzundur, bilirsiniz... Bizde de öyleydi. Kar ve talazdan kapılara çıkamaz, ağzımızın tadınca gezemezdik. Günümüzün çoğu soba yanan tek odanın toplusundan dışarıyı seyretmekle geçerdi. Tabandan tavana toprak olan evlerde bişirikler, döşengiler, elbizli (Örümcek ağı) goşmalar hem isli hem karanlık olurdu. İşte bu ortamda kendini zor aydınlatan gaz lambalarının loş ışığındaki akşamlar ise çok daha boğucuydu.

Babamın Köy Odası her gün açık olur, bazen de diğer ağaların Odalarına sohbete giderdi. Biz çocuklar Köy Odalarına izinsiz giremezdik. Arada büyükler tolerans gösterirde peşlerine takılıp girebilirsek Amerika’yı keşfetmiş gibi olurduk. Azarlar korkusu ve ürkek adımlarımla her gün babamın peşine takılır, zifiri karanlık sokaklarda saldırgan köpeklerden de çekinerek girmeye uğraşırdım. Oraya gelen şanslı çocuklar, “Bardaklık” önündeki hizmet bölümüne sınırsız bir edep, âmade bir itaatle çıt bile çıkarmadan sessizce oturur, Böyük Adamlardan yumuş (Hizmet emri) beklerdi. 

Asaletli Türk kültürlerinin geleneksel ritüelleriyle süslü Köy Odalarında, karşılama, uğurlama, ağırlama, konuşma, dinleme, oturma, kalkma, yemek yeme, su içme, hizmet etme, izzet-ikram, kısaca her davranış yüksek bir denetim, saygı, gözetim ve disiplin dahilindeydi.

Benim tarifimce orası eğitim ocağı, tam bir kültür otağı ve emsalsiz bir toplum akademisiydi. Büyüğünden küçüğüne herkes el içine çıkmayı, yerinde, zamanında, süresinde, sırasında konuşmayı, oturmayı, kalkmayı, dinlemeyi, giyinmeyi-arınmayı, kusursuz hörmeti, asri iletişimi, nezaket ve inceliği, kısaca her ama her yönden sosyalleşmeyi Köy Odalarında öğrenirdi.

Tabii ki oraya iştirak eden tüm fertlerin durumu, duruşu ve uyumu sadece kendisinin değil, aile edebinin de göstergesiydi. Diplomasi nezaketi bile o saygı ritüellerinin yanında inanın hafif kalır. Çocuk-büyük herkes, hiçbir üniversite ve akademiden alamayacağı tarifi imkansız bir kişisel gelişim kazanır, adeta pişerdi.

Yav Güzel İnsanlar... Ben 55 yaşındayım. Hani “Büyük Adam” derler ya... İşte ben “Böyük Adam” denilince aklıma ne bakan, ne başbakan, ne vali, ne kaymakam, ne tıp profesörü, ne hekim, ne hakim, ne vekil ne bürokrat ne şu, ne bu gelir. “Böyük Adam” denilince inanın ki aklıma hep Nurettin’in Ehsan, Kaşifin Hacı, Etemkânin Salim, Çolâtemin İsmayil, Eşşekcigocanın Avini, Nurettinin Durah, Irızanın Müzafer, Gasimin Özdemir, Mamalı Nuttu, Velihocanın Bahattin, Cırtıl Mustafa, İbişin Memmed, Beşinin Nuhu, Sert Irıza, Gıllı Paşa, Gır Bedirhan, Kôr Bahri, Garnapa Lômen, İdi Mısdafa, Gara Tayır, Yaabın Hacı, Gırefenin Şekir, Kor Şekirin Bekir, Goca Nurunun Müttü ve Gıdı Bekir gibi asil duruşlarıyla oturdukları yeri dolduran, konuştuğunda herkesin sükut kesildiği, lafı-sözü belli, kalite-kalibre ve karakterleriyle etrafına güven yansıtan efsane herifler gelir. Erdemleri yüce, şefkatleri samimi, emeği ve ekmeği cömert dağ misali bu adamlar, karizmatik simaları ve otoriter ifadeleriyle herkesi doğruya, güzele yönlendirir, hayır öğüt verir, kibir taşımaz, kusur görmez, her şeyi onaylamaz, her doğruyu övmez, gereksiz yere kırmaz, kimseyi bozmaz ve üzmezlerdi. Etkin, yetkin ve saygın, gönüllerinin yüceliğiyle pak alınlarında çok büyük puntolarla “Adam” yazardı. Bu dev gönüllerin huzur veren sözlerinden de kimse çıkmazdı.

Tabii ki bu ağır başlı Böyük Adamların sırasında akran olduğu için oturan bazı muzip çiğ adamlarda olurdu. Onlarda konuşunca yine herkes dinlerdi ama genellikle hep uyduruk efsaneler, bol katkılı askerlik anıları, ferdi rollerinin çok geçtiği dini menkıbeler, duygusal efsunlar, denemesi tereddütlü alternatif tarım-hayvancılık teknikleri, tamamı kurgudan ibaret avcılık hikayeleri, Congulus masalları, Saya Gezmeleri, fabıllar, çiğdem pilavı, seyirlik oyunlar, aşık edebiyatı, değirmen maceraları, çevik sportmenlikler, çılgın döğüşler, üstün güçlere karşı cesur dikelişler, koçaklamalar, destanlar, mitler, hayali efsunlar, ünlü kişilerle samimi arkadaşlıklar, ülke adına kahramanlıklar, cansiperane fedakarlıklar gibi her hikayenin başrolünde mutlaka kendilerinin olduğu, mübalağası bol, heyecanı yüksek anlık doğaçlamalar anlatırlardı. Çocuk gönlümüzle de hep o muzip adamların konuşmasını bekler, en keyiflisi de onları dinlerdik. O zaman fark edemiyordum ama cahil ve çiğ kalmış bu adamların yalan dolu, boş konuşmaları ve uyduruk anlatılarını bile o ortamın itibarlı böyükleri, kırmadan, incitmeden, bozmadan tevazu dolu bir incelikle dinler ve dinletirlerdi. 

Keyfini ifade etmekte zorlandığım bu tatlı sohbetlerin hepsini de pür dikkat dinlerken, konuşma hakkı olan adamların böyüklük vasıflarına bek imrenirdim. Biri su mu istedi, “Sobaya kesmik çekin, yakacak atın lan.” mı dedi, “Atlıhdaki eşşeklere, atlara saman dökün.” mü dedi veya “Git lan şurdan şunu getir, burdan bunu götür.” diye bir yumuş mu buyurdu, bardaklıktaki tüm çocuklar kurşun gibi fırlar, yarış edercesine o yumuşu zevkle ifa ederdi. Yumuşun isabet ettiği ve hizmeti gerçekleştirme şansı bulan her çocuk gururundan gubarır, böbürlenirdi. Kış akşamlarında en büyük lüksümüz ve özlemimiz buydu.

Köy Odalarında anlatıcının iyi veya kötü konuşmasına, yalan-yanlış ifadesine, fakir-zengin, sağlam-sakat, büyük-küçük, yerli-yabancı, akıllı-deli oluşuna, kısaca kişinin artı-eksi toplumsal statüsüne bakılmadan saygıyla dinlenir ve dinletilirdi. Dinleme erdemi, oturma şekli, yer ve yaş hiyerarşisi, konuşma sırası ve süresi, anlatma usulü, hizmet, hörmet, karşılama-uğurlama-ağırlama, izzet ve ikram kuralları; kısaca aklınıza ne gelirse hepside sadece gönüllerde puanlanır, hata yapanların kusuru Böyük Adamlar tarafından ayrı bir yer, ayrı bir günde kendine çeki-düzen vermesi amacıyla kırmadan, incitmeden hatırlatılırdı. Çünkü Köy Odalarının fazileti, görgü-görenek kriterleri, güncel maarifi ve geleneksel ritüelleri incelik isteyen kurallarla dolu, disiplini sert, kesin ve kat’i olurdu. Eğitimli, erdemli, ölçülü-tartılı bilge sözlere sahip hitabet ehli arif insanların yeri her zaman başköşeydi. Kutsiyeti yüce, ruhaniyeti bol, bereket yüklü bu mekanda ortamın bozulmasına kimse izin vermezdi.  

Kısaca bu Odalar, anlatanın ufkunu geliştirdiği, dinleyenin kendini yetiştirdiği mükemmel bir ekôl, emsalsiz bir okuldu.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.