Satış dünyasında en sık gözden kaçırılan gerçeklerden biri şudur:
Müşteriler kararlarını çoğunlukla mantıklarıyla değil, duygularıyla verir.
Yapılan birçok araştırma, satın alma kararlarının yaklaşık %20'sinin mantıksal, %80'inin ise duygusal temellere dayandığını gösteriyor. Duygularımızın yönetim merkezi ise, beynimizin en ilkel bölümü olan sürüngen beyindir.

İşte tam da bu nedenle birçok satış görüşmesi başarısız olur. Satıcı, ürünün teknik özelliklerini, fiyat avantajlarını ve rakamsal verilerini anlatarak karşı tarafın bilişsel süreçlerine seslenmeye çalışırken, müşterinin karar mekanizmasını yöneten sürüngen beyin hala ikna olmamıştır. İnsanlar önce duygularıyla karar verir, ardından verdikleri kararı haklı gösterecek mantıklı gerekçeleri akılcı beyinleriyle üretir.
Peki satışta duyguya hitap etmek neden bu kadar önemlidir? Çünkü güven, aidiyet, prestij, rahatlık, başarı, riskten kaçınma ve kendini değerli hissetme gibi duygular satın alma davranışını tetikler. Müşteri aslında ürünü değil, o ürünün kendisine hissettireceği sonucu satın alır.
Örneğin aynı otomobili satmaya çalışan iki farklı satış danışmanını düşünelim:
Birinci danışman (mantığa hitap ediyor):
"Bu araç 1.6 motor, 150 beygir gücünde. Yakıt tüketimi 5,8 litre. Bagaj hacmi 520 litre. Güvenlik testlerinden 5 yıldız aldı."
İkinci danışman (önce duyguya hitap ediyor):
"Bu aracı kullandığınızda uzun yolculuklarda ailenizin güvende olduğunu hissedeceksiniz. Üstelik yakıt ekonomisi sayesinde her ay bütçenizde de fark yaratacak."
Mantık satışı açıklayabilir; ancak satışı başlatan ve kararı veren her zaman duygudur. Doğru sorular sormak, empati kurmak, hikayeler anlatmak, başarı örnekleri paylaşmak ve müşterinin gelecekte ulaşacağı olumlu tabloyu zihninde canlandırmasını sağlamak çok daha etkilidir. Güçlü satış profesyonelleri bu gerçeği bilen ve iletişimlerini buna göre şekillendiren kişilerdir.
Bereketli günleriniz olsun.