Bir liderin en zor sınavı, şirket çıkarları ile çalışanların duyguları arasında kaldığı o hassas çizgidir. "Şirket için doğru olanı yaparsam insanlar kırılır mı?" sorusu, sorumluluk sahibi her iş insanının uykusunu kaçırır. Ancak unutulmamalıdır ki; şirket ayakta kalmazsa, uzun vadede hiçbir çalışana fayda sağlayamaz. Bazen işletmenin çıkarını korumak, aslında tüm ekibin geleceğini korumaktır.

Sevilmek güzeldir ama liderlikte asıl sermaye güvendir. Güven ise her talebe "evet" demekten değil; tutarlı, adil ve şeffaf olmaktan gelir. Bugün birilerini üzmekten korkarak alınmayan kararlar, yarın tüm organizasyonu riske atar.
Örneğin işletme büyümüşse ve üretim müdürünün yetkinlikleri artık işletmenin ihtiyaçlarını karşılamıyorsa, sırf onu üzmemek için gerekli organizasyon değişikliğini yapmamak uzun vadede:
• verimsizliğe,
• kalite sorunlarına,
• müşteri kayıplarına,
• diğer çalışanların motivasyonunun düşmesine
neden olabilir.
Burada sihirli değnek, iletişim biçimidir.
Süreci bir "tasfiye" değil, "destek ve tamamlayıcılık" hamlesi olarak kurgulamalısınız. Üretim müdürü sahadaki deneyimi, insan yönetimi ve süreç bilgisiyle değerli olabilir. Mühendis ise planlama, veri analizi, kalite sistemleri, ERP, raporlama ve teknolojik dönüşüm tarafını üstlenebilir.
Bu durumda kadroya yeni bir mühendis dahil ederken kuracağınız cümle nettir:
"Sen sahadaki deneyiminle, yeni mühendisimiz ise dijital sistemler ve raporlama gücüyle işletmeyi büyütecek. Birlikte daha güçlü olacaksınız."
Gerekçeleri şeffafça anlatmak, insanları dinlemek ve kararları kişiselleştirmemek kırgınlıkları en aza indirir. Çalışanlar bugün kararınızı beğenmeyebilir ama yarın dönüp baktıklarında nedenini anlayacaklardır. Sorumluluk duygusuyla alınan zor kararlar, kötü niyetin değil, vizyonun göstergesidir. Gemiyi fırtınadan çıkarmak, bazen popüler olmayan kararlar almayı gerektirir.
Bereketli günleriniz olsun.