Dursun Erkılıç
Köşe Yazarı
Dursun Erkılıç
 

Masunlar apartmanı

[simple-author-box] Hukuk; öylesine hayati bir öneme sahiptir ki, adil kullanıldığında tarafların vicdanını rahatlatır. Tersi durumda ortaya çıkan kararlarda ise kişi ve toplum vicdanı yara alır, kanar. Yani hukuk hayat kurtardığı gibi hayat da karartabilir. Hatırlayalım… İnsan Hakları Everensel Beyannamesi diyor ki: Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak aleni bir yargılama sonunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır (Madde: 11) Anayasanın 38. Maddesi de “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” diyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre de, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” Yani: Bir kimsenin suçlu sayılması ve hakkında yaptırım uygulanabilmesi kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır. Masumiyet karinesi bunu gerektirir… Masuniyet… Evet, ‘masumiyet karinesi’ bunu gerektirir ama konunun bir de ‘masuniyet’ (dokunulmazlık) yanı var. İnsanlar televizyondaki “Masumlar Apartmanı”na dalıp gitmişken, millete vekillik edenlerin oturduğu ‘masunlar apartmanı’ dolup taşmış da haberimiz yok! TBMM Başkanı Mustafa Şentop açıkladı: TBMM’de bin 300’e yakın dokunulmazlık dosyası var. Apartmanda izdiham yaşanıyor, metrekareye 10 kişi düşüyor! Şentop, “TBMM’de bu kadar çok dokunulmazlıkların kaldırılması fezlekesinin olması çok vahim bir tablo. Türkiye açısından doğru bir tablo değil.” diyor, doğru. Karara bağlanması konusunda, “3 ila 6 ay gibi bir süre içerisinde sonuçlanabileceğini düşünüyorum” demesi, bu işlerin bir an önce neticelenmesi bakımından yerinde görülebilir ama bu kadar dosyanın bu kadar kısa sürede sonuçlanması normal mi? Normal! Çünkü “Anayasa Mahkemesinin performansına” güveniyor Sayın Şentop. Vaziyet vahim Tablo gerçekten de karanlık. Durum gerçekten de vahim. İnsan sormadan edemiyor: -Bin 300 civarı dosya birikene kadar hukuk neredeydi? -Bu kadar dosyayı karara bağlarken ağlayan, bağıran, çağıran olmaz mı? -Bağırtıları duyanlar Türkiye’yi hedef tahtasına koymaz mı? Çare var mı? Güncel durum için geçerli midir bilemem ama;“Belki suçun cezasının ağırlığı dikkate alınarak veya suçun niteliği dikkate alınarak dokunulmazlıkların kaldırılması ya da genel anlamda sınırlayıcı bir düzenleme düşünülebilir. Dokunulmazlıkla ilgili bazı sınırlamalar getirilebilir.” sözü, içinde ‘bir miktar’ çözüm saklıyor gibi! Ne oldu, ne olur? Bugüne kadar: Partiler kapatıldı partiler kuruldu. Kurulan partiler iktidar oldu. Kişilerin siyasi hakları ellerinden alındı. O kişiler geldi başbakan, cumhurbaşkanı oldu. Sonuç: Sorular Kapatmaların, yasaklamaların amaca uygun sonuç vermesi için ‘hukuk’ denen terazinin adil tartması, alınan/verilen kararların delinmemesi, delinememesi gerekmez mi? Bir kişi ya da parti terör ile iltisaklı hatta ‘terörist’ ise yasak veya kapatma cezası ile ıslah olacağını düşünmek saflık olmaz mı? Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendisini koruma, kollama hakkı yok mu? Sorunu baştan çözmek varken içinden çıkılması zor bir sorunsala dönüşmesini beklemek, bekletmek doğru mu? ‘Masunlar apartmanı’nda oturanlar, apartmanın her şeyinden sorumlu değil mi? Apartmanı kim temizleyecek? Sorular… Sorular… Sorular… * Oldum MU Kısa idim Boylu oldum Köylü idim ‘Soylu’ oldum Yaslı idim Toylu oldum Davul - zurna Oynamadım * FIKRA GÜVENCE Temel'in on ikinci oğlunu askere çağırmışlar, ondan önceki on bir tanesi askerde olduğu için Temel itiraz etmiş: -Söyleyin paduşahunuza penum şeyime güvenip sağa sola savaş açmasun. * SÖZ Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir. (Puşkin)
Ekleme Tarihi: 31 Mart 2021 - Çarşamba

Masunlar apartmanı

[simple-author-box]

Hukuk; öylesine hayati bir öneme sahiptir ki, adil kullanıldığında tarafların vicdanını rahatlatır. Tersi durumda ortaya çıkan kararlarda ise kişi ve toplum vicdanı yara alır, kanar. Yani hukuk hayat kurtardığı gibi hayat da karartabilir.

Hatırlayalım…

İnsan Hakları Everensel Beyannamesi diyor ki: Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, savunması için gerekli bütün güvencelere sahip olarak aleni bir yargılama sonunda hukuken suçluluğu kanıtlanıncaya kadar suçsuz sayılır (Madde: 11)

Anayasanın 38. Maddesi de “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” diyor.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre de, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

Yani: Bir kimsenin suçlu sayılması ve hakkında yaptırım uygulanabilmesi kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır.

Masumiyet karinesi bunu gerektirir…

Masuniyet…

Evet, ‘masumiyet karinesi’ bunu gerektirir ama konunun bir de ‘masuniyet’ (dokunulmazlık) yanı var.

İnsanlar televizyondaki “Masumlar Apartmanı”na dalıp gitmişken, millete vekillik edenlerin oturduğu ‘masunlar apartmanı’ dolup taşmış da haberimiz yok!

TBMM Başkanı Mustafa Şentop açıkladı: TBMM’de bin 300’e yakın dokunulmazlık dosyası var.

Apartmanda izdiham yaşanıyor, metrekareye 10 kişi düşüyor!

Şentop, “TBMM’de bu kadar çok dokunulmazlıkların kaldırılması fezlekesinin olması çok vahim bir tablo. Türkiye açısından doğru bir tablo değil.” diyor, doğru.

Karara bağlanması konusunda, “3 ila 6 ay gibi bir süre içerisinde sonuçlanabileceğini düşünüyorum” demesi, bu işlerin bir an önce neticelenmesi bakımından yerinde görülebilir ama bu kadar dosyanın bu kadar kısa sürede sonuçlanması normal mi?

Normal!

Çünkü “Anayasa Mahkemesinin performansına” güveniyor Sayın Şentop.

Vaziyet vahim

Tablo gerçekten de karanlık. Durum gerçekten de vahim.

İnsan sormadan edemiyor:

-Bin 300 civarı dosya birikene kadar hukuk neredeydi?

-Bu kadar dosyayı karara bağlarken ağlayan, bağıran, çağıran olmaz mı?

-Bağırtıları duyanlar Türkiye’yi hedef tahtasına koymaz mı?

Çare var mı?

Güncel durum için geçerli midir bilemem ama;“Belki suçun cezasının ağırlığı dikkate alınarak veya suçun niteliği dikkate alınarak dokunulmazlıkların kaldırılması ya da genel anlamda sınırlayıcı bir düzenleme düşünülebilir. Dokunulmazlıkla ilgili bazı sınırlamalar getirilebilir.” sözü, içinde ‘bir miktar’ çözüm saklıyor gibi!

Ne oldu, ne olur?

Bugüne kadar:

Partiler kapatıldı partiler kuruldu.

Kurulan partiler iktidar oldu.

Kişilerin siyasi hakları ellerinden alındı.

O kişiler geldi başbakan, cumhurbaşkanı oldu.

Sonuç: Sorular

Kapatmaların, yasaklamaların amaca uygun sonuç vermesi için ‘hukuk’ denen terazinin adil tartması, alınan/verilen kararların delinmemesi, delinememesi gerekmez mi?

Bir kişi ya da parti terör ile iltisaklı hatta ‘terörist’ ise yasak veya kapatma cezası ile ıslah olacağını düşünmek saflık olmaz mı?

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kendisini koruma, kollama hakkı yok mu?

Sorunu baştan çözmek varken içinden çıkılması zor bir sorunsala dönüşmesini beklemek, bekletmek doğru mu?

‘Masunlar apartmanı’nda oturanlar, apartmanın her şeyinden sorumlu değil mi?

Apartmanı kim temizleyecek?

Sorular… Sorular… Sorular…

*

Oldum MU

Kısa idim Boylu oldum

Köylü idim ‘Soylu’ oldum

Yaslı idim Toylu oldum

Davul - zurna Oynamadım

*

FIKRA

GÜVENCE

Temel'in on ikinci oğlunu askere çağırmışlar, ondan önceki on bir tanesi askerde olduğu için Temel itiraz etmiş:

-Söyleyin paduşahunuza penum şeyime güvenip sağa sola savaş açmasun.

*

SÖZ

Kötü bir barış, iyi bir savaştan daha iyidir. (Puşkin)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.