Kuvay Sanlı
Köşe Yazarı
Kuvay Sanlı
 

Ah Nazım

[simple-author-box] Nazım Hikmet’i eleştirmek olur mu? Hasan Ali Yücel ve Attila İlhan’ın eleştirileri ilk aklıma gelenler. Ona karşı olmak değil de, şiirine yönelik eleştiriden söz ediyoruz. İkisinin ayrı şeyler olduğunu biliyoruz ve Kaptan’ın lise yıllarında Nazım Hikmet şiirleri yüzünden hapse atıldığını da. Nazım Hikmet’in kimi şiirinde pozitivist indirgeme göze çarpar ancak o örneklerin dahi retorik gücü yüksektir. Şairi bütünüyle retorik düzeyde bulan ve bunun üzerine çıkamadığını düşünenler de olmuştur ama. Pozitivist ve özdekçi düşünceler şiirlerinden yer yer yansısa da, onun evrenseli kucaklayan dizeleri nicedir ve ne de güzeldir. Sanırım birçoğumuz gibi ben de onun şiirleriyle çokça vakit geçirmişimdir ama her şiirini hep benimsemiş değilimdir. Güçlü itirazlarımdan biri de Orkestra şiirine olmuştur. Şairin evrenselin yereli reddetmeden içerdiğini, bir konunun bir diğerini kapsayarak aşmasının ilerleme olduğunu, elinin tersiyle iterek yarattığı ötekinin, bilimsel ve gerçekle ilişkili olmadığını görememesine; bu temel diyalektik yasasını ıska geçmiş olmasına şaşırırım. Şöyledir ilk kıtası: Bana bak! Hey! Avanak! Elinden o zırıltıyı bıraksana! Sana, üç telinde, üç sıska bülbül öten                                        üç telli saz                                             yaramaz! Şeklinde seslenerek Anadolu’nun sazını küçümser ve çok sesli batı müziğini coşkuyla karşılar: Coştu çalgıcı başı, esiyor orkestram dağlarla dalgalarla,               dağ gibi dalgalarla,                              dalga gibi                                     dağ lar la! Oysa sıska sazın gür ifadesi içinde Ruhi Su, geleneği sürdürmek değil geliştirmekten söz eder. Diyalektik yasasını daha iyi kavramışçasına, “Her müzik, kendi benliğini koruyarak evrenselliğe açılmalıdır” der ve Ruhi Su müziğinde bu ilkeyi gözetir. Gençlik yıllarımda Solcu arkadaşlarıma bir türlü anlatamadığım Nazım’ın dizelerindeki düalist ayrıştırma hatası, Zekeriya Sertel’in de dikkatinden kaçmaz ve onu, “Nasıl da yazdın, orkestra adlı şiirdeki o dizeleri?” diyerek eleştirir. Zekeriya Sertel, 1951 yılında Viyana’da Dünya Barış Konseyi’nde Pablo Neruda ile tokalaşırken Neruda’nın “Nazım’a dikkat edin” dediğini anılarında yazar. Şöyle devam eder sözlerine Neruda: “Biz, bu adamın yanında şair bile sayılmayız.” Neruda’dan duymamıza gerek olmadığı şekilde şair, büyük şairdir ve aynaya bakmak onun doğasında vardır. Zekeriya Sertel’e yanıt verir Orkestra adlı şiirinde yazdıkları için Nazım Hikmet: “Bir kusur ettim, yüzüme vurma.” Zekeriya Sertel’in kitabında görünce herkes, ben de haklı olmuştum. O söylediği için ama. Otoriteden duyduk mu, hemen benimseriz, yanı başımızdan işittik mi pek önemsemeyiz. Batı’dan esti mi rüzgâr yüceltiriz, taşradan geldi mi ses, küçümser geçeriz. Biz biraz böyleyiz. * Düşünürler, edebiyatçılar, şairler toplumları etkilerler ve ne sık tekrarlanır bizde "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" alıntısı. Bu soruyu tekrarlayan milyonlar, zahmet edip nerede geçtiğine bir bakmış mıdır acaba? "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye sordu Nazım, Abidin'e ve bir toplum mutluluğun izini sürer oldu; Saman Sarısı şiirini de bilmeden, okumadan, anlamadan. Nazım, "Sen gerçeğin resmini yapabilir misin?" diye sorsaydı keşke.
Ekleme Tarihi: 14 Nisan 2021 - Çarşamba

Ah Nazım

[simple-author-box]

Nazım Hikmet’i eleştirmek olur mu? Hasan Ali Yücel ve Attila İlhan’ın eleştirileri ilk aklıma gelenler. Ona karşı olmak değil de, şiirine yönelik eleştiriden söz ediyoruz. İkisinin ayrı şeyler olduğunu biliyoruz ve Kaptan’ın lise yıllarında Nazım Hikmet şiirleri yüzünden hapse atıldığını da.

Nazım Hikmet’in kimi şiirinde pozitivist indirgeme göze çarpar ancak o örneklerin dahi retorik gücü yüksektir. Şairi bütünüyle retorik düzeyde bulan ve bunun üzerine çıkamadığını düşünenler de olmuştur ama. Pozitivist ve özdekçi düşünceler şiirlerinden yer yer yansısa da, onun evrenseli kucaklayan dizeleri nicedir ve ne de güzeldir.

Sanırım birçoğumuz gibi ben de onun şiirleriyle çokça vakit geçirmişimdir ama her şiirini hep benimsemiş değilimdir. Güçlü itirazlarımdan biri de Orkestra şiirine olmuştur. Şairin evrenselin yereli reddetmeden içerdiğini, bir konunun bir diğerini kapsayarak aşmasının ilerleme olduğunu, elinin tersiyle iterek yarattığı ötekinin, bilimsel ve gerçekle ilişkili olmadığını görememesine; bu temel diyalektik yasasını ıska geçmiş olmasına şaşırırım. Şöyledir ilk kıtası:

Bana bak! Hey! Avanak! Elinden o zırıltıyı bıraksana! Sana, üç telinde, üç sıska bülbül öten                                        üç telli saz                                             yaramaz!

Şeklinde seslenerek Anadolu’nun sazını küçümser ve çok sesli batı müziğini coşkuyla karşılar:

Coştu çalgıcı başı, esiyor orkestram dağlarla dalgalarla,               dağ gibi dalgalarla,                              dalga gibi                                     dağ lar la!

Oysa sıska sazın gür ifadesi içinde Ruhi Su, geleneği sürdürmek değil geliştirmekten söz eder. Diyalektik yasasını daha iyi kavramışçasına, “Her müzik, kendi benliğini koruyarak evrenselliğe açılmalıdır” der ve Ruhi Su müziğinde bu ilkeyi gözetir. Gençlik yıllarımda Solcu arkadaşlarıma bir türlü anlatamadığım Nazım’ın dizelerindeki düalist ayrıştırma hatası, Zekeriya Sertel’in de dikkatinden kaçmaz ve onu, “Nasıl da yazdın, orkestra adlı şiirdeki o dizeleri?” diyerek eleştirir.

Zekeriya Sertel, 1951 yılında Viyana’da Dünya Barış Konseyi’nde Pablo Neruda ile tokalaşırken Neruda’nın “Nazım’a dikkat edin” dediğini anılarında yazar. Şöyle devam eder sözlerine Neruda: “Biz, bu adamın yanında şair bile sayılmayız.”

Neruda’dan duymamıza gerek olmadığı şekilde şair, büyük şairdir ve aynaya bakmak onun doğasında vardır. Zekeriya Sertel’e yanıt verir Orkestra adlı şiirinde yazdıkları için Nazım Hikmet: “Bir kusur ettim, yüzüme vurma.”

Zekeriya Sertel’in kitabında görünce herkes, ben de haklı olmuştum. O söylediği için ama. Otoriteden duyduk mu, hemen benimseriz, yanı başımızdan işittik mi pek önemsemeyiz. Batı’dan esti mi rüzgâr yüceltiriz, taşradan geldi mi ses, küçümser geçeriz. Biz biraz böyleyiz.

*

Düşünürler, edebiyatçılar, şairler toplumları etkilerler ve ne sık tekrarlanır bizde "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" alıntısı. Bu soruyu tekrarlayan milyonlar, zahmet edip nerede geçtiğine bir bakmış mıdır acaba?

"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin?" diye sordu Nazım, Abidin'e ve bir toplum mutluluğun izini sürer oldu; Saman Sarısı şiirini de bilmeden, okumadan, anlamadan. Nazım, "Sen gerçeğin resmini yapabilir misin?" diye sorsaydı keşke.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.