Güner Dinçaslan
Köşe Yazarı
Güner Dinçaslan
 

Cengiz Aytmatov’un Cemile’si (1)

[simple-author-box] EDEBİ tahliller Önce bir giriş… Bu haftaki köşe yazımda Kırgız ve dünya edebiyatının en güçlü kalemlerinden birisi olan Cengiz Aytmatov’un eserlerine ve edebi kişiliğine bir göz atalım, neler yazmış, nasıl yazmışına bir bakalım istiyorum. Yerimizin darlığından bir seri yazı gibi yayımlanacak olan bu ‘edebi tahlil’, benim, “Bence” yazılarımdan birisidir. Görüşüme katılıp katılmamak sizin elinizde ama bir zihin kapısı aralayarak farkındalık yaratıp, farklı ufuklar açabilirsem kendimi mutlu sayacağım. Efendim, Cengiz Aytmatov dendiğinde hiç kuşkusuz, tasvir ve ruhsal çözümlemeler yapan ve bunun tartışmasız ustası olmuş, edebiyat alanında evrenselliği yakalamış, üslup olarak dünya edebiyat literatürüne adını yazdırmış, kendi sesini bulmuş bir usta yazar akla gelir. Bunun yanı sıra anlattığı hikâyelerinde mitoloji, masal ve efsaneleri bir birine uyumlayıp, kültürel aktarımlar yaparak bu bağlamda harika edebi eserlere imza atmıştır. Onun eserlerinde sadece insan yoktur, hayvan ve diğer canlılar da kaleminde adeta dile gelir, böylece onların iç dünyasını tanırız, “Dişi Kurt’un Rüyaları” ve “Elveda Gülsarı”da olduğu gibi. Hâsılı, insanın dışında tabiatı da konuşturmayı sever Aytmatov. Şu, genel kabul görmüş bir gerçek ki, üzerinde konuşulmayan, eleştirilmeyen, yorumlanmayan bir edebi eser yarımdır, tamamlanmamıştır. Yani, eleştiri veya analiz eserin kendisi kadar gereklidir. Söylenilen söz, üzerinde bir daha konuşulursa, kalıcılığı ve insanların duyması, yayılması o kadar artar. Bir eserin yorumlanması ona değer vermektir, yok saymamak, varlığını üzerinde konuşacak kadar kabul etmektir. Beri tarafta, üzerinde hiç konuşulmayan eserler görünmezliğin kollarında demektir ve görünmeyen bir şeyin ne iyi tarafını, ne de kötü tarafını anlamak mümkün değildir ki o eserin varlığı veya yokluğunun bir önemi de yoktur. O halde okuyucunun kanaati haricinde birileri roman, hikâye veya şiiri ele almalı, üzerinde müspet veya menfi görüşlerini belirtmelidir. Yazar da böylece yazdığı şeyin kitlelerce kabul görüldüğünü anlasın, yanlışını düzeltme, güzeli daha güzele doğru götürme çabası içerisine girsin. Karanlıkta kör dövüşü misalince, karma karışık ve ben yazdım oldu mantığıyla kitap yazılmasın. Bu, sadece edebi eserler için geçerli değildir, akademik veya bilimsel araştırmalar da bu süzgeçten geçmelidir. Cengiz Aytmatov’un Cemile isimli hikâyesi üzerinde durmak ve bunun üzerine yazmak istiyorum. Neden Cemile? Bunun açıklamasını elbette yapacağım, benim ilgimi çeken yanını sizlerle paylaşacağım ama öncelikle yazarımızla ilgili bilgilerimizi tazeleyelim. Önce edebi kişiliğini anlatmak isterim. Nasıl bir yazardır! (SÜRECEK)
Ekleme Tarihi: 10 Mart 2021 - Çarşamba

Cengiz Aytmatov’un Cemile’si (1)

[simple-author-box]

EDEBİ tahliller

Önce bir giriş…

Bu haftaki köşe yazımda Kırgız ve dünya edebiyatının en güçlü kalemlerinden birisi olan Cengiz Aytmatov’un eserlerine ve edebi kişiliğine bir göz atalım, neler yazmış, nasıl yazmışına bir bakalım istiyorum. Yerimizin darlığından bir seri yazı gibi yayımlanacak olan bu ‘edebi tahlil’, benim, “Bence” yazılarımdan birisidir. Görüşüme katılıp katılmamak sizin elinizde ama bir zihin kapısı aralayarak farkındalık yaratıp, farklı ufuklar açabilirsem kendimi mutlu sayacağım.

Efendim, Cengiz Aytmatov dendiğinde hiç kuşkusuz, tasvir ve ruhsal çözümlemeler yapan ve bunun tartışmasız ustası olmuş, edebiyat alanında evrenselliği yakalamış, üslup olarak dünya edebiyat literatürüne adını yazdırmış, kendi sesini bulmuş bir usta yazar akla gelir. Bunun yanı sıra anlattığı hikâyelerinde mitoloji, masal ve efsaneleri bir birine uyumlayıp, kültürel aktarımlar yaparak bu bağlamda harika edebi eserlere imza atmıştır. Onun eserlerinde sadece insan yoktur, hayvan ve diğer canlılar da kaleminde adeta dile gelir, böylece onların iç dünyasını tanırız, “Dişi Kurt’un Rüyaları” ve “Elveda Gülsarı”da olduğu gibi. Hâsılı, insanın dışında tabiatı da konuşturmayı sever Aytmatov.

Şu, genel kabul görmüş bir gerçek ki, üzerinde konuşulmayan, eleştirilmeyen, yorumlanmayan bir edebi eser yarımdır, tamamlanmamıştır. Yani, eleştiri veya analiz eserin kendisi kadar gereklidir. Söylenilen söz, üzerinde bir daha konuşulursa, kalıcılığı ve insanların duyması, yayılması o kadar artar. Bir eserin yorumlanması ona değer vermektir, yok saymamak, varlığını üzerinde konuşacak kadar kabul etmektir.

Beri tarafta, üzerinde hiç konuşulmayan eserler görünmezliğin kollarında demektir ve görünmeyen bir şeyin ne iyi tarafını, ne de kötü tarafını anlamak mümkün değildir ki o eserin varlığı veya yokluğunun bir önemi de yoktur. O halde okuyucunun kanaati haricinde birileri roman, hikâye veya şiiri ele almalı, üzerinde müspet veya menfi görüşlerini belirtmelidir. Yazar da böylece yazdığı şeyin kitlelerce kabul görüldüğünü anlasın, yanlışını düzeltme, güzeli daha güzele doğru götürme çabası içerisine girsin. Karanlıkta kör dövüşü misalince, karma karışık ve ben yazdım oldu mantığıyla kitap yazılmasın. Bu, sadece edebi eserler için geçerli değildir, akademik veya bilimsel araştırmalar da bu süzgeçten geçmelidir.

Cengiz Aytmatov’un Cemile isimli hikâyesi üzerinde durmak ve bunun üzerine yazmak istiyorum. Neden Cemile? Bunun açıklamasını elbette yapacağım, benim ilgimi çeken yanını sizlerle paylaşacağım ama öncelikle yazarımızla ilgili bilgilerimizi tazeleyelim. Önce edebi kişiliğini anlatmak isterim. Nasıl bir yazardır!

(SÜRECEK)

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.