Güner Karabulut
Köşe Yazarı
Güner Karabulut
 

İlk Kongre ve İlk Bölünme

Prens Sabahattin hem liderliği almak hemde kongre masrafları içinonlardan para alacak kadar yakın olduğu İngilizlerin istekleri doğrultusunda siyaset yapmak arzusu ile talep ettiği kongre 1902 yılında Paris’te başlar. Çok çekişmeli geçen kongre sonucunda Prens Sabahattin İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yollarını ayırırve Cemiyetin başkanlığına tekrar Ahmet Rıza seçilir. Tek istekleri Sultan Abdülhamit’i devirmek veMeşrutiyetin yeniden ilan edimesi olan bu muhalifler neden bölündü? İşte zurnanın zırt dediği ve bugün dahi devam eden masa altı tekmeleşmelerinin yapıldığı kavganın başlangıcı bu bölünmedir. Prens Sabahattin; almış olduğu eğitim ve güdümüne girecek kadar etkilendiği İngilizlerin isteği doğrultusunda federatif yapıya dönüşmesi gereken bir Osmanlı olmasını istemektedir. Bu yapının uygulamasının da bir başka ülkenin gözetiminde yapılmasını şart koşmaktadır. (Bu müdahil ülke büyük ihtimal İngilizler olacaktı) Bu görüşe karşı olan Ahmet Rıza, Doktor Nazım ve arkadaşları federatif yapı uygulanırsa bölünmenin ilk ayağı olacağını, Osmanlı idaresinde kalmak istemeyen federal idarelerin yapılacak referandum ile kolayca bağımsızlık elde edebileceğini belirterek kabul etmediler. Bugün dahi federatif yapıdan söz edenlerin kimler olduğunun sorarsanız; Prens Sabahattin kalıntıları derim. Prens Sabahattin ikinci istek olarak devletçi ekonomik sistemden vazgeçilip, yerine özel teşebbüsün hakim olduğu bir ekonomik sistem olmasını arzu ettiğini belirtmektedir ve biz buna Liberal ekonomik sistem diyebiliriz. Günümüze gelecek olursak 1984 yılına kadar uyguladığımız karma ekenomik sistemden vazgeçip adım adım liberal sisteme doğru yol almaya başladık. Özelleştirme adı altında başlayan kamu malları teker teker satışa sunuldu. Neymiş efendim; yapılan satışlardan elde edilecek para ile yeni yatırımlar yapılıp güya yeni iş alanları yaratılacakmış (!) Peki yapıldı mı? Elbette ki hayır. Ne yapıldı derseniz; önemli bir bölümü seçmenin gözünü boyayıp oy almaya yarayan popülist uygulamalara gitti. Sonuç: Bizim olan Kamu ve Özel sektör malları yavaş yavaş elimizden çıktı ve asker eliyle yapılamayan işgal, ekonomik işgal olarak para eliyle yapıldı. Konumuza dönecek olursak ekonomi üzerideki düşünceleri de kabul görmeyen Prens Sabahattin “Bana buradan ekmek çıkmaz” deyip başka bir cemiyet kurmuştur. Başka cemiyet kuran sadece Sabahattin ile sınırlı değildi. Ülkenin batışına seyirci kalamayan başka vatanseverler de birbirinden habersiz olarak çeşitli cemiyetler kurmakta ve çeşitli gazeteler vasıtsıyla hem taraftar bulma, hemde halkı bilgilendirme gayreti göstermekteydi. İttihat ve Terakki Cemiyetinin dışında Selanik de Talat Bey (Paşa) tarafından kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve Kahire’de Mustafa Kemal Bey tarafından Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de vardı. Avrupa tarafından “Hasta Adam” olarak isimlendirilen Osmanlı Devletinin vatanperver evlatları devletten bağımsız olarak teşkilatlanıp batan bir ülkeyi nasıl kurtulacağının yollarını arıyordu ama aralarında bir kopukluk vardı. İşte bu kopukluk Doktor Nazım’ın, Talat Bey ile Selanik’te yaptığı görüşme sonrasında kısmen giderilir ve Paris merkezli İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Selanik merkezli Osmanlı Hürriyet Cemiyeti birleşir. Bu birleşmeye Mustafa Kemal Beyin kurmuş olduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de dahil olur ve başkanlığa Talat Bey seçilerek Merkez olarak da Selanik olarak belirlenir. Bu arada Cemiyetin ismi İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak kabul edilir. Cemiyetinin tek amacı Sultan Abdülhamit’e Meşrutiyeti ilan ettirmek ve toprak kayıpları başta olmak üzere Osmanlı tebasının yaşamış olduğu bütün sıkıntılardan bir an önce kurtulmasını sağlamaktı. Meşrutiyet ilan edilince her şeyin yoluna gireceği zannedildi. Devam edeceğiz efendim...
Ekleme Tarihi: 18 Temmuz 2023 - Salı

İlk Kongre ve İlk Bölünme

Prens Sabahattin hem liderliği almak hemde kongre masrafları içinonlardan para alacak kadar yakın olduğu İngilizlerin istekleri doğrultusunda siyaset yapmak arzusu ile talep ettiği kongre 1902 yılında Paris’te başlar. Çok çekişmeli geçen kongre sonucunda Prens Sabahattin İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yollarını ayırırve Cemiyetin başkanlığına tekrar Ahmet Rıza seçilir.

Tek istekleri Sultan Abdülhamit’i devirmek veMeşrutiyetin yeniden ilan edimesi olan bu muhalifler neden bölündü? İşte zurnanın zırt dediği ve bugün dahi devam eden masa altı tekmeleşmelerinin yapıldığı kavganın başlangıcı bu bölünmedir.

Prens Sabahattin; almış olduğu eğitim ve güdümüne girecek kadar etkilendiği İngilizlerin isteği doğrultusunda federatif yapıya dönüşmesi gereken bir Osmanlı olmasını istemektedir. Bu yapının uygulamasının da bir başka ülkenin gözetiminde yapılmasını şart koşmaktadır. (Bu müdahil ülke büyük ihtimal İngilizler olacaktı) Bu görüşe karşı olan Ahmet Rıza, Doktor Nazım ve arkadaşları federatif yapı uygulanırsa bölünmenin ilk ayağı olacağını, Osmanlı idaresinde kalmak istemeyen federal idarelerin yapılacak referandum ile kolayca bağımsızlık elde edebileceğini belirterek kabul etmediler. Bugün dahi federatif yapıdan söz edenlerin kimler olduğunun sorarsanız; Prens Sabahattin kalıntıları derim.

Prens Sabahattin ikinci istek olarak devletçi ekonomik sistemden vazgeçilip, yerine özel teşebbüsün hakim olduğu bir ekonomik sistem olmasını arzu ettiğini belirtmektedir ve biz buna Liberal ekonomik sistem diyebiliriz.

Günümüze gelecek olursak 1984 yılına kadar uyguladığımız karma ekenomik sistemden vazgeçip adım adım liberal sisteme doğru yol almaya başladık. Özelleştirme adı altında başlayan kamu malları teker teker satışa sunuldu. Neymiş efendim; yapılan satışlardan elde edilecek para ile yeni yatırımlar yapılıp güya yeni iş alanları yaratılacakmış (!) Peki yapıldı mı? Elbette ki hayır. Ne yapıldı derseniz; önemli bir bölümü seçmenin gözünü boyayıp oy almaya yarayan popülist uygulamalara gitti. Sonuç: Bizim olan Kamu ve Özel sektör malları yavaş yavaş elimizden çıktı ve asker eliyle yapılamayan işgal, ekonomik işgal olarak para eliyle yapıldı.

Konumuza dönecek olursak ekonomi üzerideki düşünceleri de kabul görmeyen Prens Sabahattin “Bana buradan ekmek çıkmaz” deyip başka bir cemiyet kurmuştur. Başka cemiyet kuran sadece Sabahattin ile sınırlı değildi. Ülkenin batışına seyirci kalamayan başka vatanseverler de birbirinden habersiz olarak çeşitli cemiyetler kurmakta ve çeşitli gazeteler vasıtsıyla hem taraftar bulma, hemde halkı bilgilendirme gayreti göstermekteydi. İttihat ve Terakki Cemiyetinin dışında Selanik de Talat Bey (Paşa) tarafından kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve Kahire’de Mustafa Kemal Bey tarafından Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de vardı.

Avrupa tarafından “Hasta Adam” olarak isimlendirilen Osmanlı Devletinin vatanperver evlatları devletten bağımsız olarak teşkilatlanıp batan bir ülkeyi nasıl kurtulacağının yollarını arıyordu ama aralarında bir kopukluk vardı. İşte bu kopukluk Doktor Nazım’ın, Talat Bey ile Selanik’te yaptığı görüşme sonrasında kısmen giderilir ve Paris merkezli İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Selanik merkezli Osmanlı Hürriyet Cemiyeti birleşir. Bu birleşmeye Mustafa Kemal Beyin kurmuş olduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti de dahil olur ve başkanlığa Talat Bey seçilerek Merkez olarak da Selanik olarak belirlenir. Bu arada Cemiyetin ismi İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak kabul edilir.

Cemiyetinin tek amacı Sultan Abdülhamit’e Meşrutiyeti ilan ettirmek ve toprak kayıpları başta olmak üzere Osmanlı tebasının yaşamış olduğu bütün sıkıntılardan bir an önce kurtulmasını sağlamaktı. Meşrutiyet ilan edilince her şeyin yoluna gireceği zannedildi. Devam edeceğiz efendim...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.