Ankara’nın kaybolan değerleri
Ankara’nın kaybolan değerleri
Dr. Metin Özaslan (Ankara Kulübü Derneği Genel Başkanı)
-2-
Ankara sadece derelerini, çaylarını; Ankara sadece suyunu kaybetmedi… Suyun hayat şerbetini verdiği yemyeşil özlerini, bahçelerini, bağlarını ve kanyonlarını da kaybetti… Dereler boyunca başları göğe değercesine sıra sıra uzanan servilerini, hayat şerbetini sanki başkalarıyla paylaşmayız dercesine derelere kol-kanat geren kara söğütlerini, salkım söğütlerini, iğdelerini, akça ağaçlarını, karaağaçlarını… Haliyle bu özlerde yetişen hamudusünger, destebasan, gül, bey armutları gibi onlarca çeşit armudunu kaybetti Ankara… Ankara sayısız ayva ve elma çeşitlerini, bin bir derdin şifası yerli “Türk” vişnesini, “çıngıraklı elmasını”, ince kabuklu iri cevizlerini, dutlarını, mürdüm eriklerini kaybetti… Ankara kokulu domatesini, katmer katmer göbekli şeker tadında kelemini, şeker fasulyesini, sivri biberini, tahrinini, türlü bakliyatını ve yeşilliklerini kaybetti… Dere ve çayların içinde ve çevresinde yaşayan doğal bitki ve hayvan zenginliğini kaybetti Ankara… Kırmızı gelincikleri, peygamber çiçeklerini, yabani hardalları, yaban lalelerini, kaya menekşelerini, yayla güllerini, mavi kardelenleri, mor zümrütleri, ısırgan otlarını, yabani semizotlarını, madımağı, kekiği… Haliyle sulak özlerin bin bir çeşit lezzeti ile kıraç topraklarda yetişen bitkilerin özlerini harmanlayan çalışkan, emekçi arılarını ve bozkır yaylası kokan meşhur Ankara balını kaybetti… Alabalıklarını, su yılanlarını, kurbağalarını, yeşilistanlarını, cırcır böceklerini türlü kuşlarını kaybetti… Ankara suyla iç içe olan insancıl, ağırbaşlı, saygıyla, sevgiyle dolu yaşamını kaybetti… Anılarını, sosyal ilişkilerini, toplumsal buluşma ve kaynaşmalarını kaybetti... Ankara’nın 30–40 yıl öncesini bilen kimlerle konuşursanız derelerle ilgili sayısız anılarını anlatacaklardır… Hüzünle, iç çekerek, derinlere giderek, gözleri dolarak…
Bugün birçoğumuz Sıhhiye’den dere aktığını anımsamıyordur… Hatip Çayı’nın nerede olduğunu bilenler parmakla sayılır… Oysa çağdaş kentlerde gelişme ekolojik dengenin ve doğal yaşamın kalbi olan akarsuların doğal yapısı bozulmadan sağlanır. Çağdaş kentler, akarsularına kentin pırlanta gerdanlığı değeriyle yaklaşarak çevresini dinlenme alanları, yürüyüş yolları, parklar, çay bahçeleri, kır kahveleri ile donatabilen kentlerdir. Çağdaş kentlerde akarsular kirlenmeden başka kentlere akar… Tabiat ananın emaneti tertemiz teslim edilir komşu şehirlere… Ve hatta çağdaş kentlerde teknelerle şehir turu yapılır… Çağdaş kentlerde çocuklar uçurtma uçurur su kenarlarında, kâğıttan gemiler bırakırlar mavi, yeşil, gümüşi sulara… Kuşlarla, ördeklerle, sincaplarla, balıklarla poğaçasını, simidini, kâğıt helvasını paylaşır çocuklar… Bir elindeki lokmasına, bir de karşısındaki lokmasına bakanlara bakarak… Erkenden vicdanla tanışır çocuklar… Eşref-i mahlukat oluşun ilk nüvesi belirir minicik yüreklerinde… Paylaşmanın erdemini tadarlar küçük yaşta… Zira çağdaş kentlerde çiçeklerle, bitkilerle, ağaçlarla çevrili su kenarlarında çok sayıda canlı türü yaşar, farklı tarzda topluluklar oluşur… Balıklar, bebekler, kurbağalar, kuşlar, çocuklar, kuğular, gençler, ördekler, yetişkin kadınlar ve erkekler, sincaplar, yaşlılar hepsi eşit birer üyesidir bu yeni kolonilerin…
İşte böyle çağdaş şehirlerde yetişen çocuklar doğanın, yaşamın, insancıllığın, paylaşmanın, bölüşmenin, konuşmanın, demokrasinin, zarafetin, kentli olmanın, hemşerilik ve vatandaşlık bilincinin, kamusal değerlere sahip çıkmanın, yaşam ortağı olduğu diğer insan ve canlıların haklarına saygı göstermenin ancak sindire sindire yaşamayla ve ince, rafine, uzun bir eğitimle erişilebilecek derin anlamlarını kavrar… İşte böyle çağdaş şehirlerde yetişen çocuklar büyüdüklerinde kentlerinin bitkilerine, hayvanlarına, taşına toprağına, akarsularına, göllerine, parklarına, caddelerine, bulvarlarına, meydanlarına, heykellerine, planına, imarına, mimari yapılarına, sosyal yaşamına, tarihine, kültürüne, ekonomisine sahip çıkar… İşte tüm bu sebeplerle böyle kentleri yönetmek zordur… Gece rüyasında giren bir proje kırıntısını, sabah uyanınca uygulamaya koyamaz ulu yöneticiler… Yönetenler yönetilenlerin her adımda rızasını almak durumundadır… Katılım, demokrasi söylemden eyleme geçer, hayata dokunur… İşte bu çocukların yetiştiği çağdaş kentlerde hak, hukuk, adalet, barış, dayanışma, ilim irfan, kültür sanat zarf olmaktan çıkar mazruf değerlerini bulur… İçi boş kavramlar olmaktan, taklit olmaktan, kopya ürünler üretiyor olmaktan çıkar, toplumun içinde kökleşir, bu kökler üzerinde bin bir lezzette, yaşamın içinden süzülen özgün meyvelerini sunar… İşte bu çocukların yetiştiği çağdaş kentlerde onurlu iş-aş, onurlu duruş, onurlu insanlar vardır… İşte böyle kentlerin var olduğu bir ülkede ve dünyada barış, hoşgörü, demokrasi, adalet, sürdürülebilir gelişme ve nihayet “medeniyet” vardır…
Nitekim ülkemizde de Eskişehir örneğinden sonra akarsuların şehirler için ne kadar önemli olduğu yavaş yavaş da olsa, gecikmeli de olsa anlaşılmaya başlandı… Ankaralılar olarak bizler de Eskişehir’deki başarılı uygulamaları takdirle ve biraz da gıptayla izlemekteyiz… Benzer projelerin Ankara’da uygulanacağı günleri ise sabırsızlıkla beklemekteyiz… Bununla birlikte, zengin doğal su kaynaklarımıza rağmen, çok sayıda belediyenin bu şehrin azımsanmayacak ölçüde mali kaynağını ve enerjisini yapay göl, gölet ve şelale projelerine harcadıklarını, daha doğru ifadeyle “heba ettiklerini” üzülerek izliyoruz. Binlerce yıldan beri dimdik ayakta duran Kalesi ile dünyada çok az şehre nasip olan köklü bir “Kale Kent” olmasına rağmen, gözümüzün önündeki gerçek kalenin, dünyanın tanıdığı hakiki Ankara Kalesi’nin ayağa kaldırılmasından ziyade çok sayıda belediyenin şehri yapay kalelerle kirletmesine benzer bir durum bu… Oysa yapılması gereken, tabiat ananın Ankara’mıza bahşettiği akarsuları ve gölleri yer üstüne çıkarıp Ankaralılarla buluşturmaktır… Bu tür yapay göl, gölet, şelale projelerine harcanan kaynaklar ile Ankara, Eskişehir’in kat be kat önüne geçebilecek bir akarsu, şelale ve su bendi projesini gerçekleştirme kudretine sahiptir…
Son verirken, bazen basından, bazen kulaktan bazı ilçe belediyelerinin derelerin kentle buluşturulmasına ilişkin proje hazırlamakta oldukları haberlerini alıyoruz sevinçle… Düşünce sahiplerini konuya duyarlılığından dolayı takdir etmek gerekir. Umuyoruz parçacıl da olsa bu projeler kuvveden fiile geçer, uygulama şansı bulur… Bununla birlikte, belirtmekte yarar var ki, ilçe ve alt kademe belediyelerinin iyi niyetli girişimlerinin yeterli olmayacağının da kanaatindeyiz… Büyükşehir ve hatta merkezi idare düzeyinde Ankara’nın tüm derelerinin yeniden Ankara’yla, Ankaralılarla buluşturulması konusunda entegre bir projenin geliştirilmesinin daha sağlıklı, daha tutarlı olacağı inancındayız… Böyle bir girişim gerçekten de Ankara için “çılgın bir proje” olacaktır.
Umuyoruz ve diliyoruz ki Ankara rüzgârın önündeki yolculuğunda ne olduğunu bilmeden aradığı meçhulün kendi içindeki “su” olduğunun kısa zamanda bilincine varacaktır.
İnancımız tamdır ki gün gelecek ve “Ankara suyunu bulacaktır”.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.