Ankara Sanayi Odası’nda ana gündem ‘yeşil dönüşüm’

Ekonomi (BASIN BÜLTENİ) - BASIN BÜLTENİ | 25.02.2026 - 15:04, Güncelleme: 25.02.2026 - 15:04
 

Ankara Sanayi Odası’nda ana gündem ‘yeşil dönüşüm’

Ankara Sanayi Odası (ASO) Şubat Ayı Meclis Toplantısı’na katılan ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Yeşil dönüşüm ana gündemimiz” mesajı verdi…
Ankara Sanayi Odası (ASO) Şubat Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, küresel ticarette değişen dengelerden Türkiye ekonomisindeki gelişmelere, yeşil dönüşümden sanayide istihdam ve eğitim politikalarına kadar geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulundu. ASO Başkanı Seyit Ardıç konuşmasına, Ramazan ayının tüm insanlığa sağlık, huzur, bereket ve barış getirmesini temenni ederek başladı. Ramazan’ın paylaşma ve dayanışma duygularının güçlendiği, birlik ve beraberliğin pekiştiği özel bir zaman olduğunu hatırlatan Başkan Ardıç, “Biz Ankaralı sanayiciler üreterek ülkemizin kalkınmasına güç verirken, manevi değerlerimize ve dayanışma kültürümüze katkı sunmayı da görev biliyoruz. İşte bu ruhla, 40 Meslek Komitemizin değerli katkılarıyla Sincan'da kurduğumuz iftar çadırımızda Ramazan'ın sıcaklığını vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Komite Üyelerimize bu değerli katkılarından dolayı gönülden teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bu birlik ve beraberlik ruhu, sadece Ramazan'da değil, her dönemde karşılaşacağımız zorlukları aşarken de en büyük gücümüz olacak” dedi. “Sanayicimizin üretim çarklarının durmaması hayati önem taşıyor” Küresel gelişmelere değinen Başkan Ardıç, dünya ticaretinin kural setinin değiştiğine dikkat çeken Başkan Ardıç, Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi yeni nesil ticaret kurallarının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Yeni düzene uyum sağlanmaması durumunda pay kaybı yaşanacağı uyarısında bulunan Başkan Ardıç, “Artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişimdeki zorluklarla birleşince işletmelerimizin üzerindeki yük iyice artıyor. Sanayicimizin üzerindeki bu yükün hafifletilmesi, üretim çarklarının durmaması için hayati önem taşıyor. Bu iki dalgayı aynı anda yönetemezsek rekabet gücümüz aşınır” ifadelerini kullandı. Son dönemde küresel ticaret yeniden yapılandığına, ABD-Çin hattında doğrudan ticaret zayıflarken, üretim ve tedarik ilişkilerinin Güneydoğu Asya, Avrupa Birliği ve diğer ara merkezler üzerinden yeniden kurgulandığına dikkat çeken Başkan Ardıç, Ticaret ve tedarik zincirleri yön değiştiriyor, yeni rotalara yöneliyor. Mallar aynı yere gitse bile başka ülkeler üzerinden, yeni lojistik yollarla ve farklı kurallarla taşınıyor. Yani ticaret yeni güzergâhlardan ilerliyor. Mal aynı limana gidiyor; ama pasaportu, aktarması ve kontrol noktaları değişiyor. Kısacası, ticaret artık ‘kargo’ değil, bir çeşit ‘kimlik kontrolü’ meselesi” değerlendirmesinde bulundu. Bu dönüşümün en somut örneklerinden birinin Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması olduğunu belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi: “Bu anlaşma, küresel ticaretin rotasını ve rekabetin kurallarını yeniden yazacak ölçekte. AB-Hindistan STA’sı, sanayi ürünlerinde tarifelerin kademeli düşürülmesi ve ticaretin kolaylaştırılmasıyla AB pazarındaki rekabet koşullarını kökten değiştirecek. Asıl kritik nokta ise bu ivmenin üçüncü ülkeler üzerindeki etkisi. AB'nin tedarikçi havuzu genişledikçe, tedarikçiler arasındaki rekabet daha da sertleşecek. Yakın dönemde AB pazarında Hindistan menşeli ürünlerin maliyet ve ölçek avantajıyla daha güçlü konuma gelmesi olası. Anlaşmayla birlikte önümüzdeki 5-10 yıl içinde makine, elektrik ekipmanları, uzay ve uçak araçları, optik tıbbi cihazlar, plastik, kimyasallar, motorlu taşıtlar, demir-çelik ve ilaç gibi birçok sektörde gümrük vergileri sıfırlanacak. Bu gelişme, Avrupalı üreticilere daha geniş bir tedarikçi ağı sunarken, bizim gibi üçüncü ülkelerin rekabetini doğrudan etkileyecek.  Bu tablo, Türkiye için yeni bir rekabet ortamı doğuruyor: Kurallar değişiyor, rakipler çoğalıyor ve bekleyenin değil, adapte olanın kazandığı bir dönem başlıyor. İşte bu nedenle AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye'nin sanayisini ve rekabet gücünü doğrudan ilgilendiren stratejik bir gelişmedir.” Türkiye’nin 2025 sonu itibarıyla AB ile 232 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Birliğin en büyük beşinci ticaret ortağı konumunda olduğunu hatırlatan Ardıç, Hindistan’ın bu pazara dahil olmasının rekabeti artıracağını söyledi. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’nden kaynaklanan asimetrik etkiye dikkat çeken Başkan Ardıç, konuşmasına şöyle devam etti: “Hindistan ürünleri AB'ye kolay girerken, bizim Hindistan pazarına aynı avantajlarla erişmemiz mümkün görünmüyor. Bu tablo, özellikle fiyat rekabetinin yüksek olduğu sektörlerde yerli üreticimiz üzerinde ciddi baskı oluşturabilir. Bu anlaşma, küresel ekonomide yeni bir dönemin işaretidir: Düşük tarifeden çok yüksek standartların, ucuz maliyetten çok yüksek uyumun belirleyici olduğu bir dönem. Türkiye bu sürecin dışında kalamaz, kalmamalıdır. Bu nedenle çağrımız nettir. Bir yandan Gümrük Birliği güncellenmeli ve üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkiye'ye etkilerini dengeleyecek mekanizmalar süratle devreye alınmalı; diğer yandan "ticaret sapması" riskine karşı menşe kuralları ve ilgili hukuki araçlar teknik ve sağlam bir zeminde işletilmelidir. Mesele sadece bir dış ticaret başlığı değil; üretimimiz, yatırımlarımız, istihdamımız ve uzun vadeli sanayi rekabet gücümüzdür.” 2,5 yılı aşkın süredir enflasyon başta olmak üzere ekonomik zorluklarla mücadele edildiğini belirten Ardıç, ilerleme sağlanmış olsa da hane halkı refahı ve sanayicinin üretim koşulları bakımından hedeflenen seviyeye ulaşılamadığını ifade etti. Yüksek finansman maliyetleri ve belirsizlik ortamında firmaların yatırım yerine nakit dengesini korumaya yöneldiğini, şirketlerin bilanço resesyonu riskiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, “Bu ortamda faiz indirimi tek başına bir anlam ifade etmiyor; çünkü mesele kredi maliyeti değil, ayakta kalma refleksi. Şirketlerimiz adeta fırtınada gemilerini korumaya çalışıyor. Peki, bu fırtınayı nasıl atlatacağız? Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken, bir taraftan da şirketlerimizin bilanço onarımına sıkışıp kalmaması için üretimi önceleyen, arz yönlü politikaları süratle devreye almak zorundayız. Mevcut programın sanayi ve tarımda üretimi baskılayan yapısı riski büyütüyor. Unutmayalım: Üretim ve ihracat zayıflarsa, enflasyon bu kez arz yönlü yeni bir şokla artabilir” dedi. Sanayi üretiminde 2025 başından bu yana yataya yakın bir seyir izlendiğini, yıllık ortalama artışın yüzde 2,2’de kaldığını belirten Ardıç, “Aralık'ta 49,1 olan PMI, Ocak'ta 48'e geriledi ve 22 aydır eşik değer olan 50’nin altında. Faaliyet koşullarındaki bozulma son üç ayın en belirgin seviyesinde. Bu tablo sanayi istihdamına da yansıyor. TÜİK'in 2025 4. çeyrek verilerine göre sanayide istihdam son bir yılda 282 bin kişi azalarak 6 milyon 531 bine geriledi. İstihdamın %59,3'ü hizmetlerde, %20'si sanayide, %13,8'i tarımda. Bu dağılım, istihdamın hizmetlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Oysa sürdürülebilir kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde yaratılabilir. Bu nedenle istihdam politikasını sadece "toplam sayı" üzerinden değil, niteliği ve sektör kompozisyonu üzerinden de değerlendirmek zorundayız” diye konuştu. “Çözüm; rekabet gücünü artırmak” Dış ticaret verilerine de değinen Ardıç, Ocak 2026’da ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 azaldığını, ithalatın ise yüzde 0,03 arttığını söyledi. Başkan Ardıç, “İhracat birim değer endeksi Eylül'den bu yana yükseliyor; Aralık'ta artış %13. Ancak bu durum bizi yanıltmasın. Bu artış, rekabet gücünden değil, euro/dolar paritesindeki yükselişten kaynaklanıyor. İhracatımızın 2025'te 273,4 milyara ulaşmasında parite etkisini göz ardı etmemeliyiz. İthalat tarafında ise Aralık'ta birim değer endeksi %4,2, miktar endeksi %6,3 arttı. Yani daha pahalıya daha fazla alıyoruz. Özellikle tüketim malları ithalatındaki artış, cari dengeyi ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Çözüm; rekabet gücünü artırmak, verimliliği yükseltmek ve yüksek katma değerli üretimle sürdürülebilir ihracat artışı yakalamaktır” dedi. “Temiz enerji yatırımları geciktikçe maliyet baskısı kalıcı hale geliyor” Yeşil dönüşümün bir “iyi niyet hikayesi” olarak değil rekabet gücü ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından konuşulması gerektiğini belirten Ardıç, “Dünya ticaretinde artık fiyat kadar, hatta bazen fiyattan daha fazla karbon ayak izi konuşuluyor. Biz ‘sonra bakarız’ dersek, pazar ‘başkasına bakarım’ diyor. Önce çıtayı net koyalım. İhracatımızın %42'si AB'ye, %57'si Avrupa kıtasına gidiyor. Bu oran, yeşil dönüşümün neden ana gündemimiz olduğunu tek başına anlatıyor. Karbon artık bir çevre kavramı değil, doğrudan bir maliyet kalemi. Karbon yoğun üretimde verimlilik ve temiz enerji yatırımları geciktikçe maliyet baskısı kalıcı hale geliyor. Avrupa Birliği’nde karbon fiyatlamasında ton başına 80 Euro seviyeleri referans alınıyor” diye konuştu. “Rekabet emisyon performansıyla da ölçülüyor” Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın yükümlülük dönemi 1 Ocak 2026'da başladığına değinen Ardıç, “Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde AB pazarına girişte yeni bir gerçeklik oluşuyor. Avrupa artık ithal edeceği ürün için ‘kaç Euro?’nun yanında "kaç ton karbon?" diye soruyor. Rekabet, yalnızca maliyet ve kaliteyle değil, emisyon performansıyla da ölçülüyor. Bu işi doğru yönetirsek bizim için daha verimli üretim, daha düşük enerji maliyeti, daha güçlü marka ve daha kalıcı pazar demektir. Sanayimizi yeşil bir ormana dönüştürmek gibi köklerimizi güçlendirerek büyümektir. Sanayimizi yeşil dönüşüme uyumlu hale getirerek ihracatımızı güvence altına almalı, rekabetçiliğimizi güçlendirmeli ve ülkemizi bu yeni dönemde oyun kuran ülkeler arasına taşımalıyız” dedi. Başkan Ardıç, “Ankara Sanayi Odası olarak üyelerimizin sadece öz kaynaklarına bağımlı kalmadan yeşil fonlara, uluslararası finansman kaynaklarına ve devletimizin seçici kredi mekanizmalarına erişimini kolaylaştıracak rehberlik süreçlerini önceliklendiriyoruz. İlgili bakanlıklar ve Avrupa Birliği Delegasyonu ile istişare toplantısı düzenleyeceğiz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uyum rehberimiz tamamlanmak üzere; Mart ayında ihracatçı üyelerimizin süreçten etkilenme düzeyini ortaya koyacak kapsamlı raporumuzu yayımlayacağız. Eğitim, yol haritası ve karbon ayak izi hesaplama desteklerimizle sanayicilerimizi bu dönüşümde yalnız bırakmıyoruz. TÜBİTAK, Yeşil İnovasyon Teknoloji Mentörlük Programı kapsamında firma özelinde analiz, yol haritası, karbon ayak izi hesaplaması gibi araçlarla destek oluyoruz. Yani üyelerimizin yanındayız. Yeşil dönüşüm için yaptığımız projeye firmalarımızdan daha fazla katılım bekliyoruz. Bir kez daha hatırlatıyorum ki, TÜBİTAK maliyetin yüzde 90’ını karşılıyor” diye konuştu. Konuşmasının son bölümünde insan kaynağının önemine değinen Ardıç, üniversite mezunları ile iş gücü piyasası arasındaki beceri uyuşmazlığının temel sorun olduğunu söyledi. Türkiye'de 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere toplam 208 üniversitede yaklaşık 7 milyon öğrenci olduğuna dikkat çeken Başkan Ardıç, şöyle devam etti: “Peki mezunlarımız iş bulabiliyor mu? Bulduğu iş eğitim aldığı alanla örtüşüyor mu? TÜİK'e göre 2025'te lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı %69,4, ancak kendi alanında çalışma oranı sadece %56,1. Yani her iki mezundan biri okuduğu alanda çalışmıyor. Eurostat verilerine göre Türkiye, üniversite mezunu işsizliğinde %10,3 ile en yüksek ülkelerden; OECD ortalaması ise %4,9. Ülkemizde üniversite mezunu işsizliği genel işsizliğin üzerinde. Temel sorun yapısal beceri-talep uyuşmazlığı. Uluslararası göstergelere göre işverenlerimizin %72'si aradığı nitelikte çalışan bulamıyor. Çok ilginçtir ki hem diploma bolluğunu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz. Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün Hukuk Fakülteleri Raporu, sayısal artışın kaliteyi nasıl düşürdüğünü gösteriyor: 89 hukuk fakültesinin 67'si son 25 yılda kurulmuş. Avukat sayımız 1998'de 36 bin iken 2024'te 199 bini aşmış, 26 yılda 5 kat artmış. Avukat başına düşen nüfus 15 yılda 1095'ten 430'a gelmiş. Yani 430 kişiye bir avukat düşüyor ülkemizde. Evet, üniversiteye erişim ve mezun sayısı arttı. Peki bu artış, niteliği ve mesleki sürdürülebilirliği de aynı ölçüde artırdı mı?” Yükseköğretim sayı yarışı olmadığını, kalkınmanın nitelikli insan kaynağıyla, sahaya hazır mezunlarla ve sanayinin ihtiyaç duyduğu becerilerle mümkün olduğunu vurgulayan Başkan Ardıç, “Yükseköğretim diplomalı işsizler ordusu değil; bilgi, beceri ve araştırma ekosistemini inşa etmektir” ifadelerini kullandı. TOBB Yükseköğretim Meclisi İstişare Toplantısı’nda YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın üniversite kontenjanlarının azaltılacağı yönündeki açıklamalarını çok değerli bulduğunu belirten Başkan Ardıç, “Sayın Özvar, iş gücü piyasasında karşılığı zayıflayan programların kontenjanlarının düşürüleceğini, uygulamalı programlara kontenjan vermeye devam edeceklerini söyledi. Kamuoyu oluşturmak için defalarca gündeme getirdiğimiz bir konuda somut adımların atılması ülkemiz adına sevindirici. Ancak sadece kontenjan düşürmek yetmez; bu süreci, sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik eleman profilini yetiştirecek müfredat reformlarıyla desteklemeliyiz. Atılan bu adımın, üretimde ihtiyacımız olan nitelikli insan kaynağı sorunumuza çözüm olmasını bekliyoruz” dedi. Başkan Ardıç, üretimin, sanayinin ve sahanın sesine kulak verilerek yapılan bu planlamalardan dolayı YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar'a teşekkür etti. TOBB Türkiye Sektör Meclisi yapılanmasının eğitimden sağlığa, sanayiden ticarete, turizmden tarıma kadar 69 ayrı sektörün nabzını tutan, sahadaki sorunları doğrudan tespit eden ve çözüm önerilerini karar alıcılara taşıyan güçlü bir istişare mekanizması olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Bu yapı, özel sektör ile kamu arasında sadece bir temas noktası değil; ortak aklın kurumsallaştığı, politika üretiminin somut çıktıya dönüştüğü stratejik bir köprüdür. TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’na; sektörlerimizin ortak görüş etrafında buluşmasına, kamu-özel iş birliğinin güçlenmesine ve reform süreçlerine katkı sunan bu vizyoner yapılanma için şükranlarımı arz ediyorum” dedi.
Ankara Sanayi Odası (ASO) Şubat Ayı Meclis Toplantısı’na katılan ASO Başkanı Seyit Ardıç, “Yeşil dönüşüm ana gündemimiz” mesajı verdi…

Ankara Sanayi Odası (ASO) Şubat Ayı Meclis Toplantısı, Meclis Başkanı Celal Koloğlu başkanlığında gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, küresel ticarette değişen dengelerden Türkiye ekonomisindeki gelişmelere, yeşil dönüşümden sanayide istihdam ve eğitim politikalarına kadar geniş bir çerçevede değerlendirmelerde bulundu.

ASO Başkanı Seyit Ardıç konuşmasına, Ramazan ayının tüm insanlığa sağlık, huzur, bereket ve barış getirmesini temenni ederek başladı. Ramazan’ın paylaşma ve dayanışma duygularının güçlendiği, birlik ve beraberliğin pekiştiği özel bir zaman olduğunu hatırlatan Başkan Ardıç, “Biz Ankaralı sanayiciler üreterek ülkemizin kalkınmasına güç verirken, manevi değerlerimize ve dayanışma kültürümüze katkı sunmayı da görev biliyoruz. İşte bu ruhla, 40 Meslek Komitemizin değerli katkılarıyla Sincan'da kurduğumuz iftar çadırımızda Ramazan'ın sıcaklığını vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Komite Üyelerimize bu değerli katkılarından dolayı gönülden teşekkür ediyorum. İnanıyorum ki bu birlik ve beraberlik ruhu, sadece Ramazan'da değil, her dönemde karşılaşacağımız zorlukları aşarken de en büyük gücümüz olacak” dedi.

“Sanayicimizin üretim çarklarının durmaması hayati önem taşıyor”

Küresel gelişmelere değinen Başkan Ardıç, dünya ticaretinin kural setinin değiştiğine dikkat çeken Başkan Ardıç, Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi gibi yeni nesil ticaret kurallarının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu söyledi. Yeni düzene uyum sağlanmaması durumunda pay kaybı yaşanacağı uyarısında bulunan Başkan Ardıç, “Artan enerji ve işçilik maliyetleri, finansmana erişimdeki zorluklarla birleşince işletmelerimizin üzerindeki yük iyice artıyor. Sanayicimizin üzerindeki bu yükün hafifletilmesi, üretim çarklarının durmaması için hayati önem taşıyor. Bu iki dalgayı aynı anda yönetemezsek rekabet gücümüz aşınır” ifadelerini kullandı.

Son dönemde küresel ticaret yeniden yapılandığına, ABD-Çin hattında doğrudan ticaret zayıflarken, üretim ve tedarik ilişkilerinin Güneydoğu Asya, Avrupa Birliği ve diğer ara merkezler üzerinden yeniden kurgulandığına dikkat çeken Başkan Ardıç, Ticaret ve tedarik zincirleri yön değiştiriyor, yeni rotalara yöneliyor. Mallar aynı yere gitse bile başka ülkeler üzerinden, yeni lojistik yollarla ve farklı kurallarla taşınıyor. Yani ticaret yeni güzergâhlardan ilerliyor. Mal aynı limana gidiyor; ama pasaportu, aktarması ve kontrol noktaları değişiyor. Kısacası, ticaret artık ‘kargo’ değil, bir çeşit ‘kimlik kontrolü’ meselesi” değerlendirmesinde bulundu.

Bu dönüşümün en somut örneklerinden birinin Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması olduğunu belirten Başkan Ardıç, şunları söyledi:

“Bu anlaşma, küresel ticaretin rotasını ve rekabetin kurallarını yeniden yazacak ölçekte. AB-Hindistan STA’sı, sanayi ürünlerinde tarifelerin kademeli düşürülmesi ve ticaretin kolaylaştırılmasıyla AB pazarındaki rekabet koşullarını kökten değiştirecek. Asıl kritik nokta ise bu ivmenin üçüncü ülkeler üzerindeki etkisi. AB'nin tedarikçi havuzu genişledikçe, tedarikçiler arasındaki rekabet daha da sertleşecek. Yakın dönemde AB pazarında Hindistan menşeli ürünlerin maliyet ve ölçek avantajıyla daha güçlü konuma gelmesi olası. Anlaşmayla birlikte önümüzdeki 5-10 yıl içinde makine, elektrik ekipmanları, uzay ve uçak araçları, optik tıbbi cihazlar, plastik, kimyasallar, motorlu taşıtlar, demir-çelik ve ilaç gibi birçok sektörde gümrük vergileri sıfırlanacak. Bu gelişme, Avrupalı üreticilere daha geniş bir tedarikçi ağı sunarken, bizim gibi üçüncü ülkelerin rekabetini doğrudan etkileyecek.  Bu tablo, Türkiye için yeni bir rekabet ortamı doğuruyor: Kurallar değişiyor, rakipler çoğalıyor ve bekleyenin değil, adapte olanın kazandığı bir dönem başlıyor. İşte bu nedenle AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye'nin sanayisini ve rekabet gücünü doğrudan ilgilendiren stratejik bir gelişmedir.”

Türkiye’nin 2025 sonu itibarıyla AB ile 232 milyar doları aşan ticaret hacmiyle Birliğin en büyük beşinci ticaret ortağı konumunda olduğunu hatırlatan Ardıç, Hindistan’ın bu pazara dahil olmasının rekabeti artıracağını söyledi. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği’nden kaynaklanan asimetrik etkiye dikkat çeken Başkan Ardıç, konuşmasına şöyle devam etti:

“Hindistan ürünleri AB'ye kolay girerken, bizim Hindistan pazarına aynı avantajlarla erişmemiz mümkün görünmüyor. Bu tablo, özellikle fiyat rekabetinin yüksek olduğu sektörlerde yerli üreticimiz üzerinde ciddi baskı oluşturabilir. Bu anlaşma, küresel ekonomide yeni bir dönemin işaretidir: Düşük tarifeden çok yüksek standartların, ucuz maliyetten çok yüksek uyumun belirleyici olduğu bir dönem. Türkiye bu sürecin dışında kalamaz, kalmamalıdır. Bu nedenle çağrımız nettir. Bir yandan Gümrük Birliği güncellenmeli ve üçüncü ülkelerle yapılan anlaşmaların Türkiye'ye etkilerini dengeleyecek mekanizmalar süratle devreye alınmalı; diğer yandan "ticaret sapması" riskine karşı menşe kuralları ve ilgili hukuki araçlar teknik ve sağlam bir zeminde işletilmelidir. Mesele sadece bir dış ticaret başlığı değil; üretimimiz, yatırımlarımız, istihdamımız ve uzun vadeli sanayi rekabet gücümüzdür.”

2,5 yılı aşkın süredir enflasyon başta olmak üzere ekonomik zorluklarla mücadele edildiğini belirten Ardıç, ilerleme sağlanmış olsa da hane halkı refahı ve sanayicinin üretim koşulları bakımından hedeflenen seviyeye ulaşılamadığını ifade etti. Yüksek finansman maliyetleri ve belirsizlik ortamında firmaların yatırım yerine nakit dengesini korumaya yöneldiğini, şirketlerin bilanço resesyonu riskiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Başkan Ardıç, “Bu ortamda faiz indirimi tek başına bir anlam ifade etmiyor; çünkü mesele kredi maliyeti değil, ayakta kalma refleksi. Şirketlerimiz adeta fırtınada gemilerini korumaya çalışıyor. Peki, bu fırtınayı nasıl atlatacağız? Bir taraftan enflasyonla mücadele ederken, bir taraftan da şirketlerimizin bilanço onarımına sıkışıp kalmaması için üretimi önceleyen, arz yönlü politikaları süratle devreye almak zorundayız. Mevcut programın sanayi ve tarımda üretimi baskılayan yapısı riski büyütüyor. Unutmayalım: Üretim ve ihracat zayıflarsa, enflasyon bu kez arz yönlü yeni bir şokla artabilir” dedi.

Sanayi üretiminde 2025 başından bu yana yataya yakın bir seyir izlendiğini, yıllık ortalama artışın yüzde 2,2’de kaldığını belirten Ardıç, “Aralık'ta 49,1 olan PMI, Ocak'ta 48'e geriledi ve 22 aydır eşik değer olan 50’nin altında. Faaliyet koşullarındaki bozulma son üç ayın en belirgin seviyesinde. Bu tablo sanayi istihdamına da yansıyor. TÜİK'in 2025 4. çeyrek verilerine göre sanayide istihdam son bir yılda 282 bin kişi azalarak 6 milyon 531 bine geriledi. İstihdamın %59,3'ü hizmetlerde, %20'si sanayide, %13,8'i tarımda. Bu dağılım, istihdamın hizmetlerde yoğunlaştığını gösteriyor. Oysa sürdürülebilir kalıcı istihdam ancak sanayi gibi üretime dayalı sektörlerde yaratılabilir. Bu nedenle istihdam politikasını sadece "toplam sayı" üzerinden değil, niteliği ve sektör kompozisyonu üzerinden de değerlendirmek zorundayız” diye konuştu.

“Çözüm; rekabet gücünü artırmak”

Dış ticaret verilerine de değinen Ardıç, Ocak 2026’da ihracatın geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,9 azaldığını, ithalatın ise yüzde 0,03 arttığını söyledi. Başkan Ardıç, “İhracat birim değer endeksi Eylül'den bu yana yükseliyor; Aralık'ta artış %13. Ancak bu durum bizi yanıltmasın. Bu artış, rekabet gücünden değil, euro/dolar paritesindeki yükselişten kaynaklanıyor. İhracatımızın 2025'te 273,4 milyara ulaşmasında parite etkisini göz ardı etmemeliyiz. İthalat tarafında ise Aralık'ta birim değer endeksi %4,2, miktar endeksi %6,3 arttı. Yani daha pahalıya daha fazla alıyoruz. Özellikle tüketim malları ithalatındaki artış, cari dengeyi ve enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. Çözüm; rekabet gücünü artırmak, verimliliği yükseltmek ve yüksek katma değerli üretimle sürdürülebilir ihracat artışı yakalamaktır” dedi.

“Temiz enerji yatırımları geciktikçe maliyet baskısı kalıcı hale geliyor”

Yeşil dönüşümün bir “iyi niyet hikayesi” olarak değil rekabet gücü ve ihracatın sürdürülebilirliği açısından konuşulması gerektiğini belirten Ardıç, “Dünya ticaretinde artık fiyat kadar, hatta bazen fiyattan daha fazla karbon ayak izi konuşuluyor. Biz ‘sonra bakarız’ dersek, pazar ‘başkasına bakarım’ diyor. Önce çıtayı net koyalım. İhracatımızın %42'si AB'ye, %57'si Avrupa kıtasına gidiyor. Bu oran, yeşil dönüşümün neden ana gündemimiz olduğunu tek başına anlatıyor. Karbon artık bir çevre kavramı değil, doğrudan bir maliyet kalemi. Karbon yoğun üretimde verimlilik ve temiz enerji yatırımları geciktikçe maliyet baskısı kalıcı hale geliyor. Avrupa Birliği’nde karbon fiyatlamasında ton başına 80 Euro seviyeleri referans alınıyor” diye konuştu.

“Rekabet emisyon performansıyla da ölçülüyor”

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın yükümlülük dönemi 1 Ocak 2026'da başladığına değinen Ardıç, “Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde AB pazarına girişte yeni bir gerçeklik oluşuyor. Avrupa artık ithal edeceği ürün için ‘kaç Euro?’nun yanında "kaç ton karbon?" diye soruyor. Rekabet, yalnızca maliyet ve kaliteyle değil, emisyon performansıyla da ölçülüyor. Bu işi doğru yönetirsek bizim için daha verimli üretim, daha düşük enerji maliyeti, daha güçlü marka ve daha kalıcı pazar demektir. Sanayimizi yeşil bir ormana dönüştürmek gibi köklerimizi güçlendirerek büyümektir. Sanayimizi yeşil dönüşüme uyumlu hale getirerek ihracatımızı güvence altına almalı, rekabetçiliğimizi güçlendirmeli ve ülkemizi bu yeni dönemde oyun kuran ülkeler arasına taşımalıyız” dedi.

Başkan Ardıç, “Ankara Sanayi Odası olarak üyelerimizin sadece öz kaynaklarına bağımlı kalmadan yeşil fonlara, uluslararası finansman kaynaklarına ve devletimizin seçici kredi mekanizmalarına erişimini kolaylaştıracak rehberlik süreçlerini önceliklendiriyoruz. İlgili bakanlıklar ve Avrupa Birliği Delegasyonu ile istişare toplantısı düzenleyeceğiz. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması uyum rehberimiz tamamlanmak üzere; Mart ayında ihracatçı üyelerimizin süreçten etkilenme düzeyini ortaya koyacak kapsamlı raporumuzu yayımlayacağız. Eğitim, yol haritası ve karbon ayak izi hesaplama desteklerimizle sanayicilerimizi bu dönüşümde yalnız bırakmıyoruz. TÜBİTAK, Yeşil İnovasyon Teknoloji Mentörlük Programı kapsamında firma özelinde analiz, yol haritası, karbon ayak izi hesaplaması gibi araçlarla destek oluyoruz. Yani üyelerimizin yanındayız. Yeşil dönüşüm için yaptığımız projeye firmalarımızdan daha fazla katılım bekliyoruz. Bir kez daha hatırlatıyorum ki, TÜBİTAK maliyetin yüzde 90’ını karşılıyor” diye konuştu.

Konuşmasının son bölümünde insan kaynağının önemine değinen Ardıç, üniversite mezunları ile iş gücü piyasası arasındaki beceri uyuşmazlığının temel sorun olduğunu söyledi. Türkiye'de 129’u devlet, 79’u vakıf olmak üzere toplam 208 üniversitede yaklaşık 7 milyon öğrenci olduğuna dikkat çeken Başkan Ardıç, şöyle devam etti:

“Peki mezunlarımız iş bulabiliyor mu? Bulduğu iş eğitim aldığı alanla örtüşüyor mu? TÜİK'e göre 2025'te lisans mezunlarının kayıtlı istihdam oranı %69,4, ancak kendi alanında çalışma oranı sadece %56,1. Yani her iki mezundan biri okuduğu alanda çalışmıyor. Eurostat verilerine göre Türkiye, üniversite mezunu işsizliğinde %10,3 ile en yüksek ülkelerden; OECD ortalaması ise %4,9. Ülkemizde üniversite mezunu işsizliği genel işsizliğin üzerinde. Temel sorun yapısal beceri-talep uyuşmazlığı. Uluslararası göstergelere göre işverenlerimizin %72'si aradığı nitelikte çalışan bulamıyor. Çok ilginçtir ki hem diploma bolluğunu hem de yetenek kıtlığını aynı anda yaşıyoruz. Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün Hukuk Fakülteleri Raporu, sayısal artışın kaliteyi nasıl düşürdüğünü gösteriyor: 89 hukuk fakültesinin 67'si son 25 yılda kurulmuş. Avukat sayımız 1998'de 36 bin iken 2024'te 199 bini aşmış, 26 yılda 5 kat artmış. Avukat başına düşen nüfus 15 yılda 1095'ten 430'a gelmiş. Yani 430 kişiye bir avukat düşüyor ülkemizde. Evet, üniversiteye erişim ve mezun sayısı arttı. Peki bu artış, niteliği ve mesleki sürdürülebilirliği de aynı ölçüde artırdı mı?”

Yükseköğretim sayı yarışı olmadığını, kalkınmanın nitelikli insan kaynağıyla, sahaya hazır mezunlarla ve sanayinin ihtiyaç duyduğu becerilerle mümkün olduğunu vurgulayan Başkan Ardıç, “Yükseköğretim diplomalı işsizler ordusu değil; bilgi, beceri ve araştırma ekosistemini inşa etmektir” ifadelerini kullandı.

TOBB Yükseköğretim Meclisi İstişare Toplantısı’nda YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın üniversite kontenjanlarının azaltılacağı yönündeki açıklamalarını çok değerli bulduğunu belirten Başkan Ardıç, “Sayın Özvar, iş gücü piyasasında karşılığı zayıflayan programların kontenjanlarının düşürüleceğini, uygulamalı programlara kontenjan vermeye devam edeceklerini söyledi. Kamuoyu oluşturmak için defalarca gündeme getirdiğimiz bir konuda somut adımların atılması ülkemiz adına sevindirici. Ancak sadece kontenjan düşürmek yetmez; bu süreci, sanayimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik eleman profilini yetiştirecek müfredat reformlarıyla desteklemeliyiz. Atılan bu adımın, üretimde ihtiyacımız olan nitelikli insan kaynağı sorunumuza çözüm olmasını bekliyoruz” dedi. Başkan Ardıç, üretimin, sanayinin ve sahanın sesine kulak verilerek yapılan bu planlamalardan dolayı YÖK Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar'a teşekkür etti.

TOBB Türkiye Sektör Meclisi yapılanmasının eğitimden sağlığa, sanayiden ticarete, turizmden tarıma kadar 69 ayrı sektörün nabzını tutan, sahadaki sorunları doğrudan tespit eden ve çözüm önerilerini karar alıcılara taşıyan güçlü bir istişare mekanizması olduğunu belirten Başkan Ardıç, “Bu yapı, özel sektör ile kamu arasında sadece bir temas noktası değil; ortak aklın kurumsallaştığı, politika üretiminin somut çıktıya dönüştüğü stratejik bir köprüdür. TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu’na; sektörlerimizin ortak görüş etrafında buluşmasına, kamu-özel iş birliğinin güçlenmesine ve reform süreçlerine katkı sunan bu vizyoner yapılanma için şükranlarımı arz ediyorum” dedi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.