İrfan Ünver Nasrattınoğlu
Köşe Yazarı
İrfan Ünver Nasrattınoğlu
 

Zafer haftası-3: Arif Nihat Asya ve Bayrak şiiri

Özellikle millî günler ve bayramlarda anımsayıp, okuduğumuz, yayımladığımız unutulmaz şiirlerden birisi de Arif Nihat Asya’nın Bayrak Şiiridir. Vatan ve Bayrak için çok şiirler yazıldı ama, Orhan Şaik Gökyay’ın Vatan Şiiri gibi, Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri kadar beğenilmedi ve bu yüzden çoğu unutulup gitti. Ama aşağıda sunacağım Bayrak Şiiri, Milletimiz var oldukça unutulmayacaktır. Yayımlanan bütün ansiklopedi ve antolojilerde yer alan Bayrak Şiiri gibi, Arif Nihat Hoca’nın bestelenmiş olan şu şiiri de Milletimizin gönlünde derin izler bırakmıştır.                         Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek! Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın? Fatih’in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden Senin de destanını okuyalım ezberden Haberin yok gibidir taşıdığın değerden Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini! Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini! Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini! Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın; Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır; Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır; Haydi, artık uyuyan destanını uyandır! Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın! Delikanlım! işaret aldığın gün atandan! Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan! Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan! Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın; Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın! Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin! Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın! Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın? Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!   *** Arif Nihat Hocayla ilk kez Afyonkarahisar’da karşılaştım. 1970 yılının Zafer Haftası (26-30 Ağustos) kutlanıyor, Hoca da onur konuğu olarak Afyonkarahisar’da bulunuyordu. Bir ara O’nun Emirgan Kıraathanesinde olduğunu öğrendim ve hemen oraya gittim. Yanında şair Ali Türk Keskin vardı ve birbirlerine karşılıklı şiir okuyorlardı. Ali Türk’ün tanıştırması ile dostluğumuz başladı... Konuk ses sanatçılarından Ali Şenozan ve Salih Uygun’u da alarak, arzusu üzerine Mevlevi Dergahına, Ulu Camiye, Gedik Ahmet Paşa Külliyesine ve Arkeoloji Müzesine götürdüm. Mevlana’nın torunu Mehmet Semai (Sultan Divani)’nin huzurunda Hoca’yı gördükten sonra, O’nun gerçek bir Mevlevi olduğuna kanaat getirdim. Gittiği ve gördüğü her yerle ilgili notlar alan şair, sonradan bir kitap dolduracak kadar Afyonkarahisar şiirleri yazdı. Kuşkusuz Afyonkarahisar, Hocayı bağrına basmıştı, ne var ki düzenlenen şiir şölenleri arzu edilen sayıda insanı salona çekmiyordu. Bu duruma üzülen Hoca, beni sorgularcasına; “Ali Türk’ün, Osman Attila’nın ve senin hemşehrilerin, neden şiire önem vermiyorlar?” demişti. Hoca’nın bir başka üzüntüsü ise, Turizm Derneği’nin kokteylinde beklediği ilgiyi görememiş olmasıydı. Arif Nihat Asya’ya Afyonkarahisar’a getiren, gazeteci dostumuz Ali Tekin Çağlav’dı. Sevgili o tarihlerde Türk-İş’e bağlı Basın-İş Sendikasının yayımladığı Gündem Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeniydi. O’nun aracılığı ile bir gün Arif Nihat Hoca’yı Ankara’daki evinde ziyaret ettim. Daktilosunun başında idi ve muhterem eşleri hanımefendinin getirdiği kahveyi orada içtik. Bazı anılarından söz etti ve mevcut kitaplarının hepsinden birer tane imzalayıp, armağan etmek lütfunda bulundu. ***      MHP Genel Başkan Yardımcısı iken geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dündar Taşer’in cenaze namazına katılmak üzere Hacı Bayram Camiine gittiğimde, Arif Nihat Asya ile karşılaştım. Yanındaki Osman Attila beni onunla tanıştırmak istediğinde Hoca; “Tanıyorum, benim hakkımda uzun uzadıya yazılar yazıyor” dedikten sonra şunları ekledi: “Ne lüzum var benim hakkımda o kadar yazmaya? Doğdu, yaşadı, öldü dersin, olur biter!” *** Türk Milleti O’nu unutmayacaktır Arif Nihat Asya, kendi deyişiyle doğdu, yaşadı ve öldü... Her insan gibi... Ancak, iz bırakarak öldü... O hiçbir şey yapmamış olsa bile; bir tek “Bayrak” şiiriyle, adını edebiyat tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bu nedenle, yaşarken olduğu gibi, vefatından sonra da, ardından çok sayıda yazılar ve şiirler yazılmıştır.. İnanıyorum ki, Türk Milleti O’nu hiç, ama hiç unutmayacaktır. 07 Şubat 1904 Tarihinde Çatalca-İnceğiz’de doğan ve 05 Ocak 1975 tarihinde hayata gözlerini yuman değerli şairimize bir kez daha Allah’tan Rahmet diliyor; ilelebet her vesileyle okunacak Bayrak şiirini sunmak istiyorum…                                                            BAYRAK                         Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.   Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım. Seni selâmlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım.   Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver. Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar: Yurda ay yıldızının ışığı yeter.   Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düştüğümüz gün Gölgene sığındık.   Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı Yüksek yerlerde açan çiçeğim. Senin altında doğdum. Senin dibinde öleceğim.   Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yeryüzünde yer beğen! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim!
Ekleme Tarihi: 28 Ağustos 2022 - Pazar

Zafer haftası-3: Arif Nihat Asya ve Bayrak şiiri

Özellikle millî günler ve bayramlarda anımsayıp, okuduğumuz, yayımladığımız unutulmaz şiirlerden birisi de Arif Nihat Asya’nın Bayrak Şiiridir. Vatan ve Bayrak için çok şiirler yazıldı ama, Orhan Şaik Gökyay’ın Vatan Şiiri gibi, Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiiri kadar beğenilmedi ve bu yüzden çoğu unutulup gitti. Ama aşağıda sunacağım Bayrak Şiiri, Milletimiz var oldukça unutulmayacaktır. Yayımlanan bütün ansiklopedi ve antolojilerde yer alan Bayrak Şiiri gibi, Arif Nihat Hoca’nın bestelenmiş olan şu şiiri de Milletimizin gönlünde derin izler bırakmıştır.

                        Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;

Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?

Fatih’in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden

Senin de destanını okuyalım ezberden

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!

Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini!

Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini!

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın

Bu kitaplar Fâtih'tir, Selim'dir, Süleyman'dır;

Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân'dır;

Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın

Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!

Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!

Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın

Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın?

Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!

 

***

Arif Nihat Hocayla ilk kez Afyonkarahisar’da karşılaştım. 1970 yılının Zafer Haftası (26-30 Ağustos) kutlanıyor, Hoca da onur konuğu olarak Afyonkarahisar’da bulunuyordu. Bir ara O’nun Emirgan Kıraathanesinde olduğunu öğrendim ve hemen oraya gittim. Yanında şair Ali Türk Keskin vardı ve birbirlerine karşılıklı şiir okuyorlardı. Ali Türk’ün tanıştırması ile dostluğumuz başladı... Konuk ses sanatçılarından Ali Şenozan ve Salih Uygun’u da alarak, arzusu üzerine Mevlevi Dergahına, Ulu Camiye, Gedik Ahmet Paşa Külliyesine ve Arkeoloji Müzesine götürdüm. Mevlana’nın torunu Mehmet Semai (Sultan Divani)’nin huzurunda Hoca’yı gördükten sonra, O’nun gerçek bir Mevlevi olduğuna kanaat getirdim. Gittiği ve gördüğü her yerle ilgili notlar alan şair, sonradan bir kitap dolduracak kadar Afyonkarahisar şiirleri yazdı.

Kuşkusuz Afyonkarahisar, Hocayı bağrına basmıştı, ne var ki düzenlenen şiir şölenleri arzu edilen sayıda insanı salona çekmiyordu. Bu duruma üzülen Hoca, beni sorgularcasına; “Ali Türk’ün, Osman Attila’nın ve senin hemşehrilerin, neden şiire önem vermiyorlar?” demişti. Hoca’nın bir başka üzüntüsü ise, Turizm Derneği’nin kokteylinde beklediği ilgiyi görememiş olmasıydı.

Arif Nihat Asya’ya Afyonkarahisar’a getiren, gazeteci dostumuz Ali Tekin Çağlav’dı. Sevgili o tarihlerde Türk-İş’e bağlı Basın-İş Sendikasının yayımladığı Gündem Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeniydi. O’nun aracılığı ile bir gün Arif Nihat Hoca’yı Ankara’daki evinde ziyaret ettim. Daktilosunun başında idi ve muhterem eşleri hanımefendinin getirdiği kahveyi orada içtik. Bazı anılarından söz etti ve mevcut kitaplarının hepsinden birer tane imzalayıp, armağan etmek lütfunda bulundu.

***     

MHP Genel Başkan Yardımcısı iken geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dündar Taşer’in cenaze namazına katılmak üzere Hacı Bayram Camiine gittiğimde, Arif Nihat Asya ile karşılaştım. Yanındaki Osman Attila beni onunla tanıştırmak istediğinde Hoca; “Tanıyorum, benim hakkımda uzun uzadıya yazılar yazıyor” dedikten sonra şunları ekledi: “Ne lüzum var benim hakkımda o kadar yazmaya? Doğdu, yaşadı, öldü dersin, olur biter!”

***

Türk Milleti O’nu unutmayacaktır

Arif Nihat Asya, kendi deyişiyle doğdu, yaşadı ve öldü... Her insan gibi... Ancak, iz bırakarak öldü... O hiçbir şey yapmamış olsa bile; bir tek “Bayrak” şiiriyle, adını edebiyat tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bu nedenle, yaşarken olduğu gibi, vefatından sonra da, ardından çok sayıda yazılar ve şiirler yazılmıştır.. İnanıyorum ki, Türk Milleti O’nu hiç, ama hiç unutmayacaktır.

07 Şubat 1904 Tarihinde Çatalca-İnceğiz’de doğan ve 05 Ocak 1975 tarihinde hayata gözlerini yuman değerli şairimize bir kez daha Allah’tan Rahmet diliyor; ilelebet her vesileyle okunacak Bayrak şiirini sunmak istiyorum…

           

                                               BAYRAK

                        Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selâmlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver.

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:

Yurda ay yıldızının ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düştüğümüz gün

Gölgene sığındık.

 

Ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı

Yüksek yerlerde açan çiçeğim.

Senin altında doğdum.

Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yeryüzünde yer beğen!

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.