Ahmet Tek
Köşe Yazarı
Ahmet Tek
 

Gökkuşağı’nın Keklikleri (1)

Hayat sen ne renklisin, sürprizi ne çok seviyorsun. Hep şaşırtıyorsun. Yine yaptın bir hoşluk, cemrenin toprağa düştüğü gün kınalı keklikle tanıştırdın. Ankara’nın Akpınar ve Karapınar mahalleleri, Çankaya merkezdedir. Bu iki mahalle Dikmen Keklikpınarı’ndan başlar, ODTÜ ormanlarının güzelleştirdiği Mevlana Bulvarı’na kadar uzanır. Bir dönemin gecekondu yerleşimidir. 10 yıldan fazla olmuştur; dönüştü, değişti, gecekondular birkaç yıl içinde yıkıldı. Yerlerinde mantar gibi çok katlı, yan yana binalar yükseldi. Akpınar ve Karapınar’a adını veren tatlı pınarları kaybolup gitti. Muhtemeldir ki, yağmur suyu giderlerine bağlanarak kanalizasyon şebekesine aktarıldılar. Gecekondulardan geriye, belediyenin el atmayı unuttuğu boş alanlardaki kayalıkları süsleyen iğde ağaçları ve onların bahar komşuları papatyalar, gelincikler, onlarca çeşit kır çiçekleri kaldı. Eski adıyla Konya Yolu’na paralel açılan yola Gökkuşağı Caddesi adı verildi. Melih Gökçek döneminde, daha önce Dikmen çayının aktığı yatağın üzeri kapatıldı, burası parka dönüştürüldü. Parkın bir bölümü yürüyüş alanı olarak düzenlendi. Gökkuşağı Koşuyolu Parkı adıyla 7 yıldır hizmet veriyor. Her gün yürüyüş için parka giderim. Bir görevlisi var ki, parka gözü gibi bakıyor. Tertemiz bir park. Sahiplerinin çevreye ve topluma saygısızlıkları yüzünden ağaç diplerinde, çiçek öbekleri, lüküstürüm, şimşir ve çalılıkların yanında köpek pislikleri de olmasa…  Yürüyüş yolu kış öncesi bakımdan geçti. Zemin sağlamlaştırıldı ve zemin örtüsü yenilendi. Zemine serilen elyaf dokumalar çekirdek kabuğu ve sigara izmaritlerinden maalesef kurtulamıyor. Koşu yolunda, spor yapanların, koşanların arasında sigara içerek yürüyen saygısız ve görgüsüzler var. Köpekler pisliklerini çalılıkların ve ağaçların altına yaparken, sigaracılar izmaritleri koşu yolunun zeminine atıyor.  Ankara’nın kış ayazı şubatın sonlarında yerini günlük güneşlik parıl parıl bir havaya bırakmıştı. Mart kapıdan baktırır sözü gerçekliğini bir kez daha kanıtladı. Martı bekledik; sabırla, umutla, bahar düşleriyle… Mart geldi ama kazma kürek yaktırmaya geldi. Hava bir anda soğudu, yalancı bahar kayboldu, kar yağdı, başkent beyaz saten yorganına yeniden büründü. Gökkuşağı Parkı’nda koşu yoluna girdim, 150 metre kadar yürüdüm, Mevlana Bulvarı’nın sınırında, yamaçtaki çalılıklar arasında gördüm ilk onları. Belki 20 yıl olmuştur görmeyeli. Keklik, hem de kınalı… Karıştan biraz uzun boylu, arka kısmı açık kahverengi, göğüsleri gri ve kahverengimsi, sarı karınlı, siyaha kaçan yüz ve beyaz gerdanlıklı, böğürleri çizgili, kırmızı ayaklarıyla birkaç tane keklik... Sekerek geçiverdiler.  Gerçek mi düş mü? Bilemedim. Gözlerime inanamadım. Kalabalığın eksik olmadığı, Ankara’nın en işlek ve en gürültülü bulvarının kenarındaki sarp kayalıklarda keklik ailesi… Mucize. Hayatın sürprizlerine, ağzımızı açık bırakan güzelliklerine mucize demiyor muyuz?  Kınalı keklik dedim ama belki kaya kekliğidir ya da çil keklik… Keklikler hakkında bilgim yok. ODTÜ ormanları, Ahlatlıbel, Eymir ve Mogan dururken, kalabalığı eksik olmayan bir mahalle parkını mesken tutmuş bir keklik ailesi veya sülalesi… Hava sert, kış gitmem diye direniyor. Baharın gelmemesi için son kozlarını oynuyor. Oysa uyanmanın vakti geldimi ‘biraz daha uyu’  demek anlamsız. Açacak çiçeğe, akacak suya, uçacak böceğe, yuva kuracak kuşa kim engel olabilir?  Gökkuşağı Parkı temiz, cemre düşmüş, gece boyunca yağan kar her yeri örtmüş. Kar kokusuna toprak kokusu karışıyor, ağaçlar tazelik kokuyor. Tabiatta bahar hazırlığı başlamış. Kış gidecek, bahar gelecek. Bir de keklik kolonisi… Nasıl şükretmem, nasıl gönenmem. (Devam Edecek)
Ekleme Tarihi: 17 Mart 2022 - Perşembe

Gökkuşağı’nın Keklikleri (1)

Hayat sen ne renklisin, sürprizi ne çok seviyorsun. Hep şaşırtıyorsun. Yine yaptın bir hoşluk, cemrenin toprağa düştüğü gün kınalı keklikle tanıştırdın. Ankara’nın Akpınar ve Karapınar mahalleleri, Çankaya merkezdedir. Bu iki mahalle Dikmen Keklikpınarı’ndan başlar, ODTÜ ormanlarının güzelleştirdiği Mevlana Bulvarı’na kadar uzanır. Bir dönemin gecekondu yerleşimidir. 10 yıldan fazla olmuştur; dönüştü, değişti, gecekondular birkaç yıl içinde yıkıldı. Yerlerinde mantar gibi çok katlı, yan yana binalar yükseldi. Akpınar ve Karapınar’a adını veren tatlı pınarları kaybolup gitti. Muhtemeldir ki, yağmur suyu giderlerine bağlanarak kanalizasyon şebekesine aktarıldılar. Gecekondulardan geriye, belediyenin el atmayı unuttuğu boş alanlardaki kayalıkları süsleyen iğde ağaçları ve onların bahar komşuları papatyalar, gelincikler, onlarca çeşit kır çiçekleri kaldı. Eski adıyla Konya Yolu’na paralel açılan yola Gökkuşağı Caddesi adı verildi. Melih Gökçek döneminde, daha önce Dikmen çayının aktığı yatağın üzeri kapatıldı, burası parka dönüştürüldü. Parkın bir bölümü yürüyüş alanı olarak düzenlendi. Gökkuşağı Koşuyolu Parkı adıyla 7 yıldır hizmet veriyor. Her gün yürüyüş için parka giderim. Bir görevlisi var ki, parka gözü gibi bakıyor. Tertemiz bir park. Sahiplerinin çevreye ve topluma saygısızlıkları yüzünden ağaç diplerinde, çiçek öbekleri, lüküstürüm, şimşir ve çalılıkların yanında köpek pislikleri de olmasa…  Yürüyüş yolu kış öncesi bakımdan geçti. Zemin sağlamlaştırıldı ve zemin örtüsü yenilendi. Zemine serilen elyaf dokumalar çekirdek kabuğu ve sigara izmaritlerinden maalesef kurtulamıyor. Koşu yolunda, spor yapanların, koşanların arasında sigara içerek yürüyen saygısız ve görgüsüzler var. Köpekler pisliklerini çalılıkların ve ağaçların altına yaparken, sigaracılar izmaritleri koşu yolunun zeminine atıyor.  Ankara’nın kış ayazı şubatın sonlarında yerini günlük güneşlik parıl parıl bir havaya bırakmıştı. Mart kapıdan baktırır sözü gerçekliğini bir kez daha kanıtladı. Martı bekledik; sabırla, umutla, bahar düşleriyle… Mart geldi ama kazma kürek yaktırmaya geldi. Hava bir anda soğudu, yalancı bahar kayboldu, kar yağdı, başkent beyaz saten yorganına yeniden büründü. Gökkuşağı Parkı’nda koşu yoluna girdim, 150 metre kadar yürüdüm, Mevlana Bulvarı’nın sınırında, yamaçtaki çalılıklar arasında gördüm ilk onları. Belki 20 yıl olmuştur görmeyeli. Keklik, hem de kınalı… Karıştan biraz uzun boylu, arka kısmı açık kahverengi, göğüsleri gri ve kahverengimsi, sarı karınlı, siyaha kaçan yüz ve beyaz gerdanlıklı, böğürleri çizgili, kırmızı ayaklarıyla birkaç tane keklik... Sekerek geçiverdiler.  Gerçek mi düş mü? Bilemedim. Gözlerime inanamadım. Kalabalığın eksik olmadığı, Ankara’nın en işlek ve en gürültülü bulvarının kenarındaki sarp kayalıklarda keklik ailesi… Mucize. Hayatın sürprizlerine, ağzımızı açık bırakan güzelliklerine mucize demiyor muyuz?  Kınalı keklik dedim ama belki kaya kekliğidir ya da çil keklik… Keklikler hakkında bilgim yok. ODTÜ ormanları, Ahlatlıbel, Eymir ve Mogan dururken, kalabalığı eksik olmayan bir mahalle parkını mesken tutmuş bir keklik ailesi veya sülalesi… Hava sert, kış gitmem diye direniyor. Baharın gelmemesi için son kozlarını oynuyor. Oysa uyanmanın vakti geldimi ‘biraz daha uyu’  demek anlamsız. Açacak çiçeğe, akacak suya, uçacak böceğe, yuva kuracak kuşa kim engel olabilir?  Gökkuşağı Parkı temiz, cemre düşmüş, gece boyunca yağan kar her yeri örtmüş. Kar kokusuna toprak kokusu karışıyor, ağaçlar tazelik kokuyor. Tabiatta bahar hazırlığı başlamış. Kış gidecek, bahar gelecek. Bir de keklik kolonisi… Nasıl şükretmem, nasıl gönenmem. (Devam Edecek)
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.