Ahmet Tek
Köşe Yazarı
Ahmet Tek
 

Bugün Kimlerin Günüymüş

Bugün Kimlerin Günüymüş! Aman da aman! Bugün kimlerin de günüymüş! Kutlayan kutlayana; neyi, neden, nasıl kutluyorsak! Bizde kutlamalar mesleğe ve adamına göredir. Düğünde bile büyük altın takılacak kişi vardır, davetine gitmeyip mazeret uydurulmaya çalışılan kişi vardır. 10 Ocak’taki kutlama da yıllardır kuru, yavan, içerikten yoksun, öylesine yazılmış mesajdan öteye gitmiyor. Zaten ortada kutlamayı gerektiren gerekçe de kalmadı. Bugün 10 Ocak; Çalışan Gazeteciler Günü. Dünyada böyle bir günü kutlayan bizden başka ülke yok. Tamamen bize özgü. 23 Nisan’ın evrensel çocuk bayramı olduğunu zanneden gazeteci kimliği taşıyan kişiler gördüm. Bu nedenle, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Türkiye’ye özgü, başka ülkelerde kutlanmıyor vurgusu yapıyorum. Bugün 61. kez kutlayacağımız Gazeteciler Günü’nün ne olduğunu merak edenler için bazı bilgileri aktarmak istiyorum. 1961'de 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10 Ocak günü, 1962-1971 arasında "Çalışan Gazeteciler Bayramı" adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri darbeden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak değiştirilmiş. “Fikir işçiliği de neymiş, fikrin amelesi mi olurmuş?” diyebilirsiniz. Anlatması uzun hikaye. Şu gerçeği bilmenizde yarar var: Fikrin namusu olur, haysiyeti olur, şerefi olur ve işçisi olur. Fikir fukaralığı rezilliktir, rüsvalıktır, ahlâki yoksunluktur. Fikir yokluğu ve fikir yasağı ise alçaklıktır, insanlığın en alt tabakasında debelenmektir. Fikir sözcüğü bana Necip Fazıl Kısakürek’in “Muhasebe” başlıklı şiirini hatırlatır. Şiirin bir bölümü şöyledir: Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! / Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri! /Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide! / Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide. / Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası! / Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası? / Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık; /Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık. Ekmeğimi gazetecilikten kazandım. Fikir işçiliğinin her dalında ömrümün bir dönemi asılı kaldı. 36 yıl aralıksız çalışıp gazetecilikten emekli oldum. Yurdum insanının dilinde hayat bulan “İmamın ve öğretmenin emeklisi olmaz” sözü gazetecilik için de geçerlidir. Belki bu yüzden hâlâ haber peşindeyim, yüreğim hâlâ haber için çarpıyor. Kendimi yazardan çok, haberci olarak görüyorum. Çünkü yazılarım haber içeriyor, bir konuyu veya bir olayı irdeliyorum. Çiçek, böcek, aşk, meşk, gezi, yemek, kitap, sinema, öykü, şiir konularını yazmak istesem de, olayların akışı kalemimin yönünü başka yerlere çeviriyor. Yedi yıl önce, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü için yazdığım yazıyı yeniden paylaşmak istiyorum. Yazı hayatım sürdükçe her 10 Ocak’ta bu yazıyı tekrarlayacağım. Çünkü yeni bir yazı yazmak içimden gelmiyor. Gerçek basın emekçilerine ve fikir işçilerine saygı ile… Kar ve Bebek Yurt muhabiri, yaşadığı il ve ilçeden bağlı olduğu medya kuruluşuna haber, fotoğraf ve görüntü ileten kişidir. İster Anadolu’nun en uzak köşesi, ister büyük şehirlerin yakınlarındaki beldesi olsun, ani gelişen olayları, felaketleri, kazaları ve her tür etkinlikleri güç koşullara rağmen izleyen, bilgilerini toplayan ve bunları geciktirmeden yayın organına ulaştıran tutkulu kişidir. Türkiye’nin haber havuzuna en temiz, en duru, en saf ve yürek burkan, gülümseten, ağlatan, hüzünlendiren ürünlerini yurt muhabirleri akıtır. Onlar sadece yaşadıkları il ve ilçelerde tanınırlar. Hepsini heyecanlı, duyarlı, tutkulu, şevkli kişiler olarak görmek doğru değildir. Büyük bölümünün böyle olduğuna ve emek vererek çalıştıklarına inanırım. Yurt muhabirlerinin kimi fotoğraf çekmeyi, kimi görüntü kaydını, kimi haber kaynağından bilgi almayı, kimi olay yerine erken ulaşmayı beceri olarak geliştirmiştir. Çıkar ilişkisi peşinde olan, siyasetten nemalanma çabası güden, haberi duyunca ayakları yerden kesilmeyen, duygu ve heyecan yoksunu kişilerin yurt muhabirliği uzun ömürlü olmaz. Bunların işe başlamalarıyla bırakmaları göz açıp kapayıncaya kadardır. Yurt muhabirliği bir gelir kapısı değildir. Kadrolu çalışmazlar, büyük bölümünün sosyal güvencesi yoktur. Ürettikleri veya yayınlanan haber ve görselleri için prim alırlar. Primleri gıpta edilecek kadar yüksek değildir. Koşulları zor, geliri düşük, zahmetli bir meslek olan yurt muhabirliğine talip olmanın ve bunu sürdürmenin temelinde hangi etken vardır sorusunun yanıtı da tek değildir. Kimi gazeteciliğe tutkundur, kimi yaşadığı şehrin her olayına tanıklık etmek ister. Türkiye’de kadrosuz, güvencesiz, prim esasına göre çalışan yurt muhabiri sayısı bin veya bin 200 civarındadır. (Şimdi azalmış olabilir.) Uzun yıllar medyada, çalıştığım iş yerlerinde yurt haberleri birimlerinde görev aldım. Bu birimlerde yöneticilik de yaptım. Bu nedenle yurt muhabirlerinin çoğunu tanıma imkanım oldu. Haber yetenekleri, kişisel özellikleri, haber kaynaklarıyla münasebet tarzları gibi mesleğin özüne ilişkin vasıflarını takdir ettiğim yurt muhabirlerine sahip çıkma gayretinde oldum. Bu kadar uzun girişi yapma gerekçem, yaşadığınız yerleşim yerlerinden geçilen veya geçilmeyen haberleri duyduğunuzda, bunların taşıyıcıları veya saklayanlarının yurt muhabirleri olduğunu bilmenizi istememdir. Bir de size bir yurt muhabirini anlatma niyetimdendir. Mudurnu’da Bir Gazeteci Bolu’nun Mudurnu ilçesinde yaşayan İlhami Çetin, 40 yıldır yurt muhabiridir. Fotoğrafçı dükkanını kapatalı yıllar oldu. Dükkan kapandı ama fotoğraf makinesini bırakmadı. Objektifler, asla objektif değildir. Kamera veya fotoğraf makinesi, sahibinin ruh haline dönüşme yeteneğine sahip cihazlardır. İlhami Çetin’in nahifliği, yüreğinin sıcaklığı, insancıllığı, toplumsal duyarlılığı, doğa sevgisi, objektifine de yansımıştır. İlhami Çetin’in objektifinin gıdası, Bolu’nun güzellikleri, insanlarının el emeği, insan yüzleri, kuşlar, balıklar, kediler, köpekler ve her tür canlıdır. Bir tarihte, Türkiye’nin kar altında olduğu bir kış günü, İlhami’den haber geldi. Fotoğraf ve haber metni örtüşüyordu. Haber yayına verildi. Haber, Bülent Ecevit’in 1980’lerden önce Köy-Kent Projesi’ni başlattığı belde olarak hafızalarda yer alan Taşkesti’dendi. Taşkesti’de yaşayan ve seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlayan bir vatandaşın 16 aylık kızı hastalanmış. Baba kızının tedavisini yaptırmak için Mudurnu Kaymakamlığı’na bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na (SYDV) başvurmuş, yardım talebinde bulunmuştu. Haberi ilginç kılan olay, çocuğun, annenin ve babanın, hasta olduklarını beyan etmelerine rağmen, SYDV yetkililerinin yardım yapmayı, Taşkesti İlköğretim Okulu’nun bahçesindeki karların temizlenmesi koşuluna bağlamasıydı. Seyyar satıcı vatandaş, o gün için 50 lira olarak belirlenen yardımı alabilmek için okulun bahçesinde kar küremeye çalışıyordu. Karısı ise, kucağında çocuğu olduğu halde, kocasının yanındaydı. “Bolu’da İnsanlık Ayıbı” başlığı ile yayınlanan haberde seyyar satıcının “Ayağımdaki yazlık ayakkabı ile karın içinde hasta hasta uğraşıyoruz. Çocuğumu doktora bile götüremeden buraya kar temizlemeye geldik.” şeklindeki yakınması vardı. Haberde SYDV yöneticilerinden de görüş alınmış, “Çalışabilecek güçte olan kişilere yardımda bulunulması için, bazı kamu hizmetlerinin yapılmasının şart koşulduğu” açıklamasına yer verilmişti. Haber gazetelerde geniş yer aldı. Fotoğraflı kullanıldı. Uygulamadaki sorunun çözümüne ilişkin gelişme beklerken, tanışıklığım yıllar öncesine dayanan İlhami Çetin’in işten çıkarılması için talimat aldım. Dönemin ilgili bakanı, kaymakamla görüşmüş, haberin kasıtlı veya düzmece olduğuna kanaat getirmiş, Genel Müdür’den muhabirin işine son verilmesini istemiş. Sebep nedir? Hâlâ yanıtını bulabilmiş değilim. Emeği bilmemek mi, insani bir olayın, ön yargısız ve art niyetsiz, yalnızca vicdani görülmeyen bir uygulama örneği olması sebebiyle haberleştirilmesi mi, karda, kış kıyamette Mudurnu’dan Taşkesti’ye kadar gitmenin ne zor iş olduğunu bilmemek mi, bir yurt muhabirinin kişiliğinden, karakterinden şüphe etmek mi, gazeteciliğin ne olduğunu, eleştirinin erdemini unutmak mı? Sebebini bugün de bilmiyorum; her ne olursa olsun bu talebi haklı göremem. Buyruk vermek kolaydır. Buyurma makamları buyruk vermeyi kolaylaştırıyor. Çok tanık oldum. Belki sebep; devlet veya yönetici asla hatalı işlem yapmaz, devlet görevlisinin yanlış uygulaması olmaz inancının bir örneğiydi. Bunları da gördüm, daha da görüyorum. O gün talimat veren bakan, gıyabında verdiği hükümle, hiç tanımadığı İlhami’nin yıllarca emek verdiği yurt muhabirliğine nokta koyacak olmanın vebalini hiç düşünmüş müdür? O buyruğu uygulamadım. İlhami Çetin’in işine son vermedim. Bakanın bundan haberi olmadı. Olduysa da ısrarını sürdürmedi. İlhami Çetin hep koştu, haber kovaladı. Yine haber peşinde koşuyor. O günkü SYDV yöneticileri artık o görevde değil, Bakan Bey de siyasetten ayrıldı. Kaymakamın kim olduğunu hatırlamıyorum, not almamışım. Belki şimdi validir. İlhami Çetin, bu olaydan yıllar yıllar sonra Türkiye’nin vicdanlı yüzünü dünyaya gösterdi. Hem de fotoğraf makinesi ve kamerasıyla. Çünkü dünyaya onlarla bakıyor. Ne siyaset, ne hamaset. O bir yurt muhabiri. İhtiyar Adam ve Kedi İşten çıkarılması talimatı aldığım İlhami Çetin, Türkiye’nin hayvan vahşeti haberleriyle çalkalandığı günlerde, bize insanlığımızı hatırlatan bir haberle karşıma çıktı. İlhami’nin bu haberi vicdanlı Türkiye’nin fotoğrafı olarak dünyayı dolaştı. Yangında kedisini kurtaran, kedisinin üzerine damla damla gözyaşı döken 83 yaşındaki Ali Meşe’nin, kucağında kedisi olduğu halde fotoğrafını ve videosunu çeken kişi İlhami Çetin’di. İlhami’nin o fotoğrafı bir haftada 10 milyon kişiye ulaştı. AA’nın 2018 Yılının Fotoğrafları yarışmasında, yaşam dalında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da seçtiği “İhtiyar Adam ve Kedisi” fotoğrafı birincilik kazandı. Aynı haberin videosu Kızılay İyilik Ödülü’ne layık görüldü. Bir habere, bir fotoğrafa bakarken bir de bu gözle bakmanızı istedim. Her haberin öyküsü vardır. Habere koşan muhabirin öyküsü olmaz mı? Şimdi bir genç kız olmuştur, o gün annesinin kucağında ateşler içinde kıvranan Elif bebek. Bu olayı annesinden, babasından dinlemiş midir? Yazlık ayakkabı ile kar temizlemeye çalışan babası ile arası nasıldır? Buyurma makamında olanlar bu haberi, haberi yapan İlhami’yi, seyyar satıcı babayı, çaresiz anneyi, Elif bebeği hatırlar mı? Hatıralar yara açar. Meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarım. Bu günün önemini bir başka açıdan göstermeye gayret ederek, fark edilmesi için binlerce basın emekçisinden birini tanıtmak istedim.  *** Gazetecilik, bir mesajla kutlanacak meslek değildir. Gazetecinin gönlünü kazanmanın yolu da yılda bir yayımlanan mesaj olamaz. Ahmet Tek
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2024 - Çarşamba

Bugün Kimlerin Günüymüş

Bugün Kimlerin Günüymüş! Aman da aman! Bugün kimlerin de günüymüş! Kutlayan kutlayana; neyi, neden, nasıl kutluyorsak! Bizde kutlamalar mesleğe ve adamına göredir. Düğünde bile büyük altın takılacak kişi vardır, davetine gitmeyip mazeret uydurulmaya çalışılan kişi vardır. 10 Ocak’taki kutlama da yıllardır kuru, yavan, içerikten yoksun, öylesine yazılmış mesajdan öteye gitmiyor. Zaten ortada kutlamayı gerektiren gerekçe de kalmadı. Bugün 10 Ocak; Çalışan Gazeteciler Günü. Dünyada böyle bir günü kutlayan bizden başka ülke yok. Tamamen bize özgü. 23 Nisan’ın evrensel çocuk bayramı olduğunu zanneden gazeteci kimliği taşıyan kişiler gördüm. Bu nedenle, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü Türkiye’ye özgü, başka ülkelerde kutlanmıyor vurgusu yapıyorum. Bugün 61. kez kutlayacağımız Gazeteciler Günü’nün ne olduğunu merak edenler için bazı bilgileri aktarmak istiyorum. 1961'de 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 10 Ocak günü, 1962-1971 arasında "Çalışan Gazeteciler Bayramı" adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri darbeden sonra ülkede gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı "Çalışan Gazeteciler Günü" olarak değiştirilmiş. “Fikir işçiliği de neymiş, fikrin amelesi mi olurmuş?” diyebilirsiniz. Anlatması uzun hikaye. Şu gerçeği bilmenizde yarar var: Fikrin namusu olur, haysiyeti olur, şerefi olur ve işçisi olur. Fikir fukaralığı rezilliktir, rüsvalıktır, ahlâki yoksunluktur. Fikir yokluğu ve fikir yasağı ise alçaklıktır, insanlığın en alt tabakasında debelenmektir. Fikir sözcüğü bana Necip Fazıl Kısakürek’in “Muhasebe” başlıklı şiirini hatırlatır. Şiirin bir bölümü şöyledir: Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri! /

Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri! /Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide! /
Bulmuşum rahatımı ben de bir tesellide. / Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası! /
Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası? /
Evet, kafam çatlıyor, gûya ulvî hastalık; /Bendedir, duymadığı dertlerle kalabalık. Ekmeğimi gazetecilikten kazandım. Fikir işçiliğinin her dalında ömrümün bir dönemi asılı kaldı. 36 yıl aralıksız çalışıp gazetecilikten emekli oldum. Yurdum insanının dilinde hayat bulan “İmamın ve öğretmenin emeklisi olmaz” sözü gazetecilik için de geçerlidir. Belki bu yüzden hâlâ haber peşindeyim, yüreğim hâlâ haber için çarpıyor. Kendimi yazardan çok, haberci olarak görüyorum. Çünkü yazılarım haber içeriyor, bir konuyu veya bir olayı irdeliyorum. Çiçek, böcek, aşk, meşk, gezi, yemek, kitap, sinema, öykü, şiir konularını yazmak istesem de, olayların akışı kalemimin yönünü başka yerlere çeviriyor. Yedi yıl önce, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü için yazdığım yazıyı yeniden paylaşmak istiyorum. Yazı hayatım sürdükçe her 10 Ocak’ta bu yazıyı tekrarlayacağım. Çünkü yeni bir yazı yazmak içimden gelmiyor. Gerçek basın emekçilerine ve fikir işçilerine saygı ile… Kar ve Bebek Yurt muhabiri, yaşadığı il ve ilçeden bağlı olduğu medya kuruluşuna haber, fotoğraf ve görüntü ileten kişidir. İster Anadolu’nun en uzak köşesi, ister büyük şehirlerin yakınlarındaki beldesi olsun, ani gelişen olayları, felaketleri, kazaları ve her tür etkinlikleri güç koşullara rağmen izleyen, bilgilerini toplayan ve bunları geciktirmeden yayın organına ulaştıran tutkulu kişidir. Türkiye’nin haber havuzuna en temiz, en duru, en saf ve yürek burkan, gülümseten, ağlatan, hüzünlendiren ürünlerini yurt muhabirleri akıtır. Onlar sadece yaşadıkları il ve ilçelerde tanınırlar. Hepsini heyecanlı, duyarlı, tutkulu, şevkli kişiler olarak görmek doğru değildir. Büyük bölümünün böyle olduğuna ve emek vererek çalıştıklarına inanırım. Yurt muhabirlerinin kimi fotoğraf çekmeyi, kimi görüntü kaydını, kimi haber kaynağından bilgi almayı, kimi olay yerine erken ulaşmayı beceri olarak geliştirmiştir. Çıkar ilişkisi peşinde olan, siyasetten nemalanma çabası güden, haberi duyunca ayakları yerden kesilmeyen, duygu ve heyecan yoksunu kişilerin yurt muhabirliği uzun ömürlü olmaz. Bunların işe başlamalarıyla bırakmaları göz açıp kapayıncaya kadardır. Yurt muhabirliği bir gelir kapısı değildir. Kadrolu çalışmazlar, büyük bölümünün sosyal güvencesi yoktur. Ürettikleri veya yayınlanan haber ve görselleri için prim alırlar. Primleri gıpta edilecek kadar yüksek değildir. Koşulları zor, geliri düşük, zahmetli bir meslek olan yurt muhabirliğine talip olmanın ve bunu sürdürmenin temelinde hangi etken vardır sorusunun yanıtı da tek değildir. Kimi gazeteciliğe tutkundur, kimi yaşadığı şehrin her olayına tanıklık etmek ister. Türkiye’de kadrosuz, güvencesiz, prim esasına göre çalışan yurt muhabiri sayısı bin veya bin 200 civarındadır. (Şimdi azalmış olabilir.) Uzun yıllar medyada, çalıştığım iş yerlerinde yurt haberleri birimlerinde görev aldım. Bu birimlerde yöneticilik de yaptım. Bu nedenle yurt muhabirlerinin çoğunu tanıma imkanım oldu. Haber yetenekleri, kişisel özellikleri, haber kaynaklarıyla münasebet tarzları gibi mesleğin özüne ilişkin vasıflarını takdir ettiğim yurt muhabirlerine sahip çıkma gayretinde oldum. Bu kadar uzun girişi yapma gerekçem, yaşadığınız yerleşim yerlerinden geçilen veya geçilmeyen haberleri duyduğunuzda, bunların taşıyıcıları veya saklayanlarının yurt muhabirleri olduğunu bilmenizi istememdir. Bir de size bir yurt muhabirini anlatma niyetimdendir. Mudurnu’da Bir Gazeteci Bolu’nun Mudurnu ilçesinde yaşayan İlhami Çetin, 40 yıldır yurt muhabiridir. Fotoğrafçı dükkanını kapatalı yıllar oldu. Dükkan kapandı ama fotoğraf makinesini bırakmadı. Objektifler, asla objektif değildir. Kamera veya fotoğraf makinesi, sahibinin ruh haline dönüşme yeteneğine sahip cihazlardır. İlhami Çetin’in nahifliği, yüreğinin sıcaklığı, insancıllığı, toplumsal duyarlılığı, doğa sevgisi, objektifine de yansımıştır. İlhami Çetin’in objektifinin gıdası, Bolu’nun güzellikleri, insanlarının el emeği, insan yüzleri, kuşlar, balıklar, kediler, köpekler ve her tür canlıdır. Bir tarihte, Türkiye’nin kar altında olduğu bir kış günü, İlhami’den haber geldi. Fotoğraf ve haber metni örtüşüyordu. Haber yayına verildi. Haber, Bülent Ecevit’in 1980’lerden önce Köy-Kent Projesi’ni başlattığı belde olarak hafızalarda yer alan Taşkesti’dendi. Taşkesti’de yaşayan ve seyyar satıcılık yaparak geçimini sağlayan bir vatandaşın 16 aylık kızı hastalanmış. Baba kızının tedavisini yaptırmak için Mudurnu Kaymakamlığı’na bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na (SYDV) başvurmuş, yardım talebinde bulunmuştu. Haberi ilginç kılan olay, çocuğun, annenin ve babanın, hasta olduklarını beyan etmelerine rağmen, SYDV yetkililerinin yardım yapmayı, Taşkesti İlköğretim Okulu’nun bahçesindeki karların temizlenmesi koşuluna bağlamasıydı. Seyyar satıcı vatandaş, o gün için 50 lira olarak belirlenen yardımı alabilmek için okulun bahçesinde kar küremeye çalışıyordu. Karısı ise, kucağında çocuğu olduğu halde, kocasının yanındaydı. “Bolu’da İnsanlık Ayıbı” başlığı ile yayınlanan haberde seyyar satıcının “Ayağımdaki yazlık ayakkabı ile karın içinde hasta hasta uğraşıyoruz. Çocuğumu doktora bile götüremeden buraya kar temizlemeye geldik.” şeklindeki yakınması vardı. Haberde SYDV yöneticilerinden de görüş alınmış, “Çalışabilecek güçte olan kişilere yardımda bulunulması için, bazı kamu hizmetlerinin yapılmasının şart koşulduğu” açıklamasına yer verilmişti. Haber gazetelerde geniş yer aldı. Fotoğraflı kullanıldı. Uygulamadaki sorunun çözümüne ilişkin gelişme beklerken, tanışıklığım yıllar öncesine dayanan İlhami Çetin’in işten çıkarılması için talimat aldım. Dönemin ilgili bakanı, kaymakamla görüşmüş, haberin kasıtlı veya düzmece olduğuna kanaat getirmiş, Genel Müdür’den muhabirin işine son verilmesini istemiş. Sebep nedir? Hâlâ yanıtını bulabilmiş değilim. Emeği bilmemek mi, insani bir olayın, ön yargısız ve art niyetsiz, yalnızca vicdani görülmeyen bir uygulama örneği olması sebebiyle haberleştirilmesi mi, karda, kış kıyamette Mudurnu’dan Taşkesti’ye kadar gitmenin ne zor iş olduğunu bilmemek mi, bir yurt muhabirinin kişiliğinden, karakterinden şüphe etmek mi, gazeteciliğin ne olduğunu, eleştirinin erdemini unutmak mı? Sebebini bugün de bilmiyorum; her ne olursa olsun bu talebi haklı göremem. Buyruk vermek kolaydır. Buyurma makamları buyruk vermeyi kolaylaştırıyor. Çok tanık oldum. Belki sebep; devlet veya yönetici asla hatalı işlem yapmaz, devlet görevlisinin yanlış uygulaması olmaz inancının bir örneğiydi. Bunları da gördüm, daha da görüyorum. O gün talimat veren bakan, gıyabında verdiği hükümle, hiç tanımadığı İlhami’nin yıllarca emek verdiği yurt muhabirliğine nokta koyacak olmanın vebalini hiç düşünmüş müdür? O buyruğu uygulamadım. İlhami Çetin’in işine son vermedim. Bakanın bundan haberi olmadı. Olduysa da ısrarını sürdürmedi. İlhami Çetin hep koştu, haber kovaladı. Yine haber peşinde koşuyor. O günkü SYDV yöneticileri artık o görevde değil, Bakan Bey de siyasetten ayrıldı. Kaymakamın kim olduğunu hatırlamıyorum, not almamışım. Belki şimdi validir. İlhami Çetin, bu olaydan yıllar yıllar sonra Türkiye’nin vicdanlı yüzünü dünyaya gösterdi. Hem de fotoğraf makinesi ve kamerasıyla. Çünkü dünyaya onlarla bakıyor. Ne siyaset, ne hamaset. O bir yurt muhabiri. İhtiyar Adam ve Kedi İşten çıkarılması talimatı aldığım İlhami Çetin, Türkiye’nin hayvan vahşeti haberleriyle çalkalandığı günlerde, bize insanlığımızı hatırlatan bir haberle karşıma çıktı. İlhami’nin bu haberi vicdanlı Türkiye’nin fotoğrafı olarak dünyayı dolaştı. Yangında kedisini kurtaran, kedisinin üzerine damla damla gözyaşı döken 83 yaşındaki Ali Meşe’nin, kucağında kedisi olduğu halde fotoğrafını ve videosunu çeken kişi İlhami Çetin’di. İlhami’nin o fotoğrafı bir haftada 10 milyon kişiye ulaştı. AA’nın 2018 Yılının Fotoğrafları yarışmasında, yaşam dalında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da seçtiği “İhtiyar Adam ve Kedisi” fotoğrafı birincilik kazandı. Aynı haberin videosu Kızılay İyilik Ödülü’ne layık görüldü. Bir habere, bir fotoğrafa bakarken bir de bu gözle bakmanızı istedim. Her haberin öyküsü vardır. Habere koşan muhabirin öyküsü olmaz mı? Şimdi bir genç kız olmuştur, o gün annesinin kucağında ateşler içinde kıvranan Elif bebek. Bu olayı annesinden, babasından dinlemiş midir? Yazlık ayakkabı ile kar temizlemeye çalışan babası ile arası nasıldır? Buyurma makamında olanlar bu haberi, haberi yapan İlhami’yi, seyyar satıcı babayı, çaresiz anneyi, Elif bebeği hatırlar mı? Hatıralar yara açar. Meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutlarım. Bu günün önemini bir başka açıdan göstermeye gayret ederek, fark edilmesi için binlerce basın emekçisinden birini tanıtmak istedim. 

***

Gazetecilik, bir mesajla kutlanacak meslek değildir. Gazetecinin gönlünü kazanmanın yolu da yılda bir yayımlanan mesaj olamaz. Ahmet Tek

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.