Ahmet Tek
Köşe Yazarı
Ahmet Tek
 

Ayçiçekleri de gitti ya mevsim artık sonbahar

[simple-author-box] Sabah, dev bir makinenin iştahlı sesiyle uyandım. Ses, zihnimde Jurassic Dönem’den kalma bir tırtılın devasa boyuttaki bitkileri kemirirken çıkardığı gürültüyü çağrıştırdı. Yataktan kalktım, odamın penceresinden baktım. Kulağıma ilkin, toplanmayı bekleyen cevizlerinin ağırlığını taşımaktan yorgun, en kalın dalından yapraklarına kadar yavaş yavaş sallanan ve sabah zikrini sürdüren ağacın hışırtısı geldi. Sonra homurdanan dev tırtılın homurtusu baskın çıktı. Önce sesin kaynağını göremedim. Sabahın nemine sanki çimen ve yeni kesilmiş ağaç kokusu karışmıştı. Çocuklarımın odasına geçtim, perdeyi aralayınca sabah sisi gibi, çiğ gibi, toz zerrecikleri gibi tarif etmekte zorlandığım ama olağanüstü seyirlik bir yeşil tül havada gerili duruyordu. Homurdanan, etrafa koku yayan dev canavarı, biçerdöveri gördüm. Yeşil tül, biçerdöverin ayçiçek tarlasındaki doymaz iştahının ağız sulanmasıydı. Biçerdöver ayçiçeklerini içine çekiyor, onları parça parça doğrarken etrafa samansı parçacıklar uçuruyor ve çevreye reçine kokusunu yayıyordu. Küçük oğlumu uyandırdım. İlk kez hasat görecekti. Pencerenin önüne oturttum. Biçerdöverin gürültüsüyle birlikte ayçiçeklerinin kaybolmalarının sihirli görüntüsüne hayretle baktı. Ayçiçeklerinin her gününe tanıklık eden meraklı minik gözler, şimdi farklı bir eylemle karşı karşıyaydı. Daha bir ay öncesine kadar turuncu renkli kelleleriyle bir büyük caminin cemaati gibi saf tutmuş görünüşlü ayçiçekleri, tarladan başka diyara yolculuğa çıkacaklardı. Kuruyan her şey diriliğini ve canlılığını yitirir. Ayçiçekleri, aslında ölmeye hazır olduğunun işaretini vermişti. Yeşil sapları pörsümüş, kararıp kurumaya başlamıştı. Turuncunun en güzel tonlarıyla edalı, işveli bir güzellik sergileyen başlarında bir süredir arı da kelebek de uçmaz olmuştu. İri ve modern tasarımlı altın gerdanlıkları andıran yaprakları kaybolmuş, her gün makyajlanan gün ışığı yüzleri solgun ve yere bakar haldeydi. Her gün tazelenmeyi bir süredir ihmal ediyorlardı. Doğada terk edilmek ölüme hazırlıktır. Gün ışığından umudu kesmek de öyle, gözü toprağa dikmek de... Ayçiçekleri hasatla birlikte geride miras bırakmayı bilen canlılardı. Bir ölüp bin dirilen cinsinden. Ayçiçeklerinin bir nesli birkaç aylık ömürlerini tamamlayıp giderken, tohumlarıyla bir başka toprakta yeniden hayat yolculuğunu sürdüreceklerini biliyor olmalıydılar. Oğluma ve önümdeki sonsuzluğa uzanan manzaraya bakarken, hayatın seyirden ve tefekkürden ibaret olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Hayat temaşa; rengi, dokusu, kokusu ve sesi olan temaşa... Hayat tefekkür... "Rabbim bana sükûtumun tefekkür olmasını emretti." ve "Kalbim, rabbini gördü." Yaşam, duygularla örülü bir seyir hali. Yazlığa geldiğimizde henüz minik minik baş vermiş ayçiçekleri, bir süre sonra çiçek açmış, amber kokusu odalarımızı doldurmuştu. Zaman ne hızlı akıyor. Ayçiçekleri mevsimlik döngülerini tamamladı. Biçerdöver, tarladaki ayçiçeklerini bir saatte yedi, bitirdi. Tarlada ezilmiş, kırılmış ve yer yer sökülmüş saplarla kamışlaşan sazlar kaldı. Şimdi kuşlar doldu tarlaya. Dökülen ayçiçeklerini toplayanları da var, açığa çıkan böcekleri avlayanlar da. Yeşil tül, güneşle birlikte hem havaya hem toprağa karıştı. Hasat kokusu kaybolmadı. Rüzgar estikçe yoğunlaşan koku, kar yağıncaya kadar kalacağa benzer. Ayçiçekleri büyürken de güzeldi, ölürken de. Ayçiçekleri gibi olabilsek. Güzel açsak, güzel olgunlaşsak, güzel gitsek; geride bir yeşil tül ve hoş koku bırakarak... Hasat edilebilsek ve orada kuşları ağırlayabilsek... Ayçiçekleri de gitti ya, mevsim artık sonbahar.
Ekleme Tarihi: 29 Eylül 2021 - Çarşamba

Ayçiçekleri de gitti ya mevsim artık sonbahar

[simple-author-box] Sabah, dev bir makinenin iştahlı sesiyle uyandım. Ses, zihnimde Jurassic Dönem’den kalma bir tırtılın devasa boyuttaki bitkileri kemirirken çıkardığı gürültüyü çağrıştırdı. Yataktan kalktım, odamın penceresinden baktım. Kulağıma ilkin, toplanmayı bekleyen cevizlerinin ağırlığını taşımaktan yorgun, en kalın dalından yapraklarına kadar yavaş yavaş sallanan ve sabah zikrini sürdüren ağacın hışırtısı geldi. Sonra homurdanan dev tırtılın homurtusu baskın çıktı. Önce sesin kaynağını göremedim. Sabahın nemine sanki çimen ve yeni kesilmiş ağaç kokusu karışmıştı. Çocuklarımın odasına geçtim, perdeyi aralayınca sabah sisi gibi, çiğ gibi, toz zerrecikleri gibi tarif etmekte zorlandığım ama olağanüstü seyirlik bir yeşil tül havada gerili duruyordu. Homurdanan, etrafa koku yayan dev canavarı, biçerdöveri gördüm. Yeşil tül, biçerdöverin ayçiçek tarlasındaki doymaz iştahının ağız sulanmasıydı. Biçerdöver ayçiçeklerini içine çekiyor, onları parça parça doğrarken etrafa samansı parçacıklar uçuruyor ve çevreye reçine kokusunu yayıyordu. Küçük oğlumu uyandırdım. İlk kez hasat görecekti. Pencerenin önüne oturttum. Biçerdöverin gürültüsüyle birlikte ayçiçeklerinin kaybolmalarının sihirli görüntüsüne hayretle baktı. Ayçiçeklerinin her gününe tanıklık eden meraklı minik gözler, şimdi farklı bir eylemle karşı karşıyaydı. Daha bir ay öncesine kadar turuncu renkli kelleleriyle bir büyük caminin cemaati gibi saf tutmuş görünüşlü ayçiçekleri, tarladan başka diyara yolculuğa çıkacaklardı. Kuruyan her şey diriliğini ve canlılığını yitirir. Ayçiçekleri, aslında ölmeye hazır olduğunun işaretini vermişti. Yeşil sapları pörsümüş, kararıp kurumaya başlamıştı. Turuncunun en güzel tonlarıyla edalı, işveli bir güzellik sergileyen başlarında bir süredir arı da kelebek de uçmaz olmuştu. İri ve modern tasarımlı altın gerdanlıkları andıran yaprakları kaybolmuş, her gün makyajlanan gün ışığı yüzleri solgun ve yere bakar haldeydi. Her gün tazelenmeyi bir süredir ihmal ediyorlardı. Doğada terk edilmek ölüme hazırlıktırGün ışığından umudu kesmek de öyle, gözü toprağa dikmek de... Ayçiçekleri hasatla birlikte geride miras bırakmayı bilen canlılardı. Bir ölüp bin dirilen cinsinden. Ayçiçeklerinin bir nesli birkaç aylık ömürlerini tamamlayıp giderken, tohumlarıyla bir başka toprakta yeniden hayat yolculuğunu sürdüreceklerini biliyor olmalıydılar. Oğluma ve önümdeki sonsuzluğa uzanan manzaraya bakarken, hayatın seyirden ve tefekkürden ibaret olduğuna bir kez daha kanaat getirdim. Hayat temaşa; rengi, dokusu, kokusu ve sesi olan temaşa... Hayat tefekkür... "Rabbim bana sükûtumun tefekkür olmasını emretti." ve "Kalbim, rabbini gördü." Yaşam, duygularla örülü bir seyir hali. Yazlığa geldiğimizde henüz minik minik baş vermiş ayçiçekleri, bir süre sonra çiçek açmış, amber kokusu odalarımızı doldurmuştu. Zaman ne hızlı akıyor. Ayçiçekleri mevsimlik döngülerini tamamladı. Biçerdöver, tarladaki ayçiçeklerini bir saatte yedi, bitirdi. Tarlada ezilmiş, kırılmış ve yer yer sökülmüş saplarla kamışlaşan sazlar kaldı. Şimdi kuşlar doldu tarlaya. Dökülen ayçiçeklerini toplayanları da var, açığa çıkan böcekleri avlayanlar da. Yeşil tül, güneşle birlikte hem havaya hem toprağa karıştı. Hasat kokusu kaybolmadı. Rüzgar estikçe yoğunlaşan koku, kar yağıncaya kadar kalacağa benzer. Ayçiçekleri büyürken de güzeldi, ölürken de. Ayçiçekleri gibi olabilsek. Güzel açsak, güzel olgunlaşsak, güzel gitsek; geride bir yeşil tül ve hoş koku bırakarak... Hasat edilebilsek ve orada kuşları ağırlayabilsek... Ayçiçekleri de gitti ya, mevsim artık sonbahar.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ankhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.