ITUC KONGRESİNE DAMGA VURAN HAK-İŞ HEYETİ, KONUŞMALARIYLA TARİHE NOT DÜŞTÜ

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ITUC, 5. Dünya Kongresini Avustralya’nın Melbourne kentinde topladı.

Kongreye HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan başkanlığında, Genel Başkan Yardımcıları Dr. Osman Yıldız ve Yunus Değirmenci ile HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin, Dış İlişkiler Koordinatörü Merita Jegeni Yıldız, Dış İlişkiler Uzmanları Ahmet Halfaya ve Pınar Özcan’dan oluşan heyet katıldı.

122 ülkeden 211 Konfederasyonun katıldığı kongrede yeniden Başkan Yardımcılığına seçilen HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, küresel çalışma hayatı sorunlarına ve yaşanan insanlık dramlarına dikkat çekerken; Genel Başkan Yardımcıları Dr. Osman Yıldız ile Yunus Değirmenci de örgütlenme, dijital dönüşüm, nitelikli iş gücü eksikliği ve daha birçok konuyu değerlendirdi.

Kongrede ayrıca HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin, HAK-İŞ Dış İlişkiler Uzmanları Ahmet Halfaya ile Fulya Pınar Özcan, ITUC 5. Dünya Kongresinde konuştu.

 

FATMA ZENGİN

 

HAK-İŞ Kadın Komitesi Başkanı Fatma Zengin, dünya sendikal hareketine çağrıda bulunduğu konuşmasında şunları söyledi:

“HAK-İŞ olarak, kadın çalışmaları konusunda bölgesinde öncü, dünyada model bir konfederasyonuz.

Kadın odaklı bir mücadeleye öncülük ediyoruz. HAK-İŞ olarak, kadın konusunda özgün ve hakkaniyetli duruşumuzdan hiçbir zaman ödün vermedik.

Kadınların sendikal örgütlülüğün içerisinde daha fazla yer almalarını, karar alma mekanizmalarına katılmalarını, toplu iş sözleşmesi süreçlerinde aktif rol almalarını hedefledik.  Bunun için kadın strateji belgesi oluşturduk. 

Genel kurullarımızda kadın odaklı kararlar aldık. Sendikalarımızın çoğunluğunda kadın üye oranı kadar kadın delege oranı olması zorunluluğu getirildi. 

Bugün koymuş olduğumuz hedefler ve yapmış olduğumuz çalışmalar neticesinde 4 bin sendikacı lider kadını dünya sendikal hareketine kazandırmış bulunuyoruz.

HAK-İŞ’li sendikacı kadınlar, dünya sendikal hareketinin en önemli kazanımlarındandır.

Dünya sendikal hareketinde bir ilki yaptık. ILO C190 çalışma hayatında şiddet ve tacizin önlenmesi sözleşmesini toplu iş sözleşmelerimize uyarladık. Şiddete sıfır tolerans politika belgesi oluşturduk.

Ev hizmetlerinde çalışan güvencesiz ve sendikasız kadınların kayıtlı istihdama katılımlarını artırmak ve sendikal güvence altına almak için çalışıyoruz.

İklim değişikliğinin kadınlar ve çalışanlar üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek için çalışma başlattık. HAK-İŞ olarak her alanda mücadelemizi kadın erkek birlikte yapıyoruz.

Kadınlar olarak, maalesef her yerde ayrımcılığa ve şiddete maruz kalıyoruz.

Küresel düzeyde cinsiyetler arası ücret açığı %20'nin üzerinde. Türkiye’de ise %15,6 oranında.

Kadın iş gücünün emeğinin ücretlendirilmesi konusunda kapsayıcı çalışma yapılması ve cinsiyete dayalı ücret açığının kapatılması için sendikaların varlığını ve kararlılığını daha fazla ortaya koyması gerekiyor.

Bizler sendikacılar olarak bu sorunu çözebiliriz. Örgütlü işyerlerinde eşit değerde işe eşit ücret farklılaşması olmaz. Bunu kadınların kayıtlı istihdamını ve sendikal örgütlülüğünü artırarak çözebiliriz.

Salgın sürecinde iş ve aile hayatında olumsuz etkilenenlerin çoğunluğunu yine kadınlar oluşturdu. Pandemide işini kaybeden kadınların %90'ı işgücünden ayrıldı. Yani istihdamdan dışlanan yine biz kadınlar olduk.

Dünya genelinde Bakım yükümlülükleri kadınların üzerinde.

Bugün ITUC delegelerinin oranı kadın erkek eşitledi. Bunun için Sayın Sharran Burrow’a teşekkür ediyorum.

Bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Kapsayıcı bir sendikal harekette cinsiyet ayrımcılığı olamaz!

Dünya genelinde sendikalara baktığımızda maalesef statüde, etkinlik ve yetkinlikte, güç olarak, sayısal olarak yeteri kadar kadınların temsiliyetini göremiyoruz.

ITUC 5.Düya Kongresinden Kadınlar adına, dünya sendikal hareketine çağrıda bulunuyorum.

Emeğin cinsiyeti yoktur. Emek Hareketinin de cinsiyeti olamaz!

Önce sendika ve konfederasyonlarımızdaki temsiliyetlerde eşitliği sağlayalım.

ILO C190’ı toplu iş sözleşmelerimize uyarlayalım.

İşyerlerinde şiddeti önleme ve iş barışını sağlama komiteleri oluşturalım.

Şiddete sıfır tolerans politika belgesini hayata geçirelim.

Bakım yükümlülüğünü kadının omuzlarından alarak toplumsal mesele olarak görüp küresel çerçevede çözelim.

İklim değişikliği ve adil geçiş için sendikalar olarak birlikte uygulanabilir politikalar geliştirelim.

Küresel firmaların kendi adlarına gelişmekte olan ülkelerde yaptırdıkları üretimin her aşamasını takip ederek, insan haklarına aykırı üretim aşamalarına müdahale edilmesini, tedarik zincirinde insan hakları ihlallerinin takip edilmesini ve önlenmesini  sağlayalım.

Bunun kanunlaştırılması ve dünya geneli insana yakışır çalışma standartları oluşturulması için çalışalım.

Daha fazla kadını sendikal güvence altına almak, kayıt dışılığı ve ücret açığını önlemek için daha fazla örgütlenelim.

Kadınlar olarak, güvenli ve adil bir hayat istiyoruz. Huzurlu bir toplum, güvenli ve güvenceli bir gelecek hepimizin hakkı. Sendikacılar olarak bunu kadınlara borçluyuz. İnsan odaklı yeni bir dünyayı birlikte inşa edebiliriz. 163 ülkenin oluşturduğu 200 milyondan fazla işçinin temsil edildiği bu güçlü ve saygın birliğin çok daha fazlasını başaracağına inanıyorum.

Sözlerimi tamamlarken, Suriye’de, Gazze’de, Ukrayna’da, Doğu Türkistan’da yaşam mücadelesi veren kadınlar, dünyadaki tüm mülteci kadınlar, daha iyi bir hayat için yollara düşen göçmen kadınlar, Diyarbakır’da PKK terör örgütüne karşı 1.174 gündür evlat nöbeti tutan kadınlar, yedi gün yirmi dört saat üreten emekçi kadınlar ve dünyanın dört bir yanında kendi başarı hikâyesini yazan kadınlar, sizleri ITUC 5. Dünya kongresinden selamlıyorum.”

 

AHMET HALFAYA

 

HAK-İŞ Dış İlişkiler Uzmanı Ahmet Halfaya’nın konuşması ise şöyleydi:

“Adil Geçiş gibi hayati bir konuda, Türkiye'nin en büyük ikinci Konfederasyonu olan HAK-İŞ adına genel kurula hitap etmek gerçekten büyük bir onur ve ayrıcalık.

Sıfır emisyona geçiş artık bir eylem çağrısı değil, eylemin kendisidir. Yakın zamanda Mısır'da düzenlenen COP 27'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e göre, “Bir fırsat penceresi açık, ancak geriye yalnızca dar bir ışık huzmesi kalıyor. Küresel iklim mücadelesi, bu kritik on yılda bizim gözetimimiz altında kazanılacak ya da kaybedilecek. Kesin olan bir şey var: Vazgeçenler mutlaka kaybeder. Öyleyse, birlikte savaşalım ve kazanalım.”

İnsanlık olarak, gelecek nesillere olan borcumuzun vadesi dolmaya yakın ve gerçekten konuşmanın ve ekonomileri ve genel olarak toplumları yeniden şekillendirmenin zamanı. Geçişin etkileri hem sektörler arasında hem de sektörler içinde, ekonomik olarak bölgesel olarak, bazı bölgeler diğerlerinden daha olumsuz etkileneceğinden ve sosyal olarak, sosyal gruplar arasında farklılık gösterecektir.

İşçilerin bakış açısından bu geçiş, işgücü piyasasını hem yeni riskler hem de yeni fırsatlar yaratacak şekilde yeniden şekillendirecek. İşte tam da burada adil geçiş kavramı devreye giriyor. Adil geçiş, iş yaratma ihtiyacı ile çevrenin korunmasının çelişmediği gerçeğini ortaya koyuyor.

Çevre koruma ile güçlü bir işgücü piyasasını başarılı bir şekilde birleştirmek için, herhangi bir adil geçiş eylemini belirli durum ve koşullara uyarlamak çok önemlidir. Diğer bir deyişle, strateji ve politikalar bir yandan çok düzeyli farklılıkları dikkate almalıdır. Öte yandan, sendikalar da dâhil olmak üzere tüm sosyal paydaşların katılımına ve bağlılığına güvenmelidirler.

Adil geçiş, sendikaların temel işçi haklarını koruma yetkisine yönelik yeni talepleri tetikliyor. İşçi sendikaları, risk altında olan işçilerin desteklenmesini ve korunmasını sağlamalıdır. Aynı zamanda, yeşil ekonomide yeni emek biçimlerini örgütleme zorluğunu da ele almalılar.

İşçi sendikaları için günün yeni kelimeleri öngörme ve proaktif etkidir. Eğilimlerin ve bunların çalışanlar üzerindeki etkisinin öngörüsü. Devam eden değişikliklerin daha iyi anlaşılmasını sağlayan iklim politikası planlaması ve iklim yönetişimine katılımları yoluyla sendikaların etkisini artırmak için proaktif eylem.

Bu noktada hem ITUC hem de ETUC tarafından bu konuda yapılan çalışmaları takdir etmekteyim. Her iki kuruluş da kendi dinamiklerinden, deneyimlerinden ve yeteneklerinden yararlanarak adil geçiş yol haritaları oluşturdu ve bu, ulusal düzeyde ilham alınan ve üyelerimize İklim değişikliğinin etkileri hakkında çeşitli eğitim programları sunmamızı sağladı.

HAK-İŞ Genel Kurulu, aldığı kararlarda çevre stratejisi çerçevesi ve önceliklerini şekillendirmiştir. Örneğin, 13. Olağan Genel Kurul, etkin çevre bilinci politikalarının geliştirilmesi; arazi tahribatı; su ve sanitasyon; ve kaynakların kullanımı. Bütün bunlar hem uluslararası hem de kendi ortak eylemlerimizinkini gerektirir. HAK-İŞ'in sürekli olarak üstlendiği bir eylem olarak daha sonra Hatıra Ormanları'na dönüşecek tüm üyeler adına fidan dikimi.

Adil bir geçiş, önceki geçiş süreçlerinden farklı olacaktır. Şimdiye kadar işe yaramış olan yukarıdan aşağıya işgücü piyasası uyum programları kesinlikle yetersiz olacaktır. Bunların yerini, çalışanların daha yeşil bir ekonomiye katılımının gerektirdiği yaratıcı, işçi odaklı, özelleştirilmiş çözümler almalıdır. Eğitim, hayat boyu öğrenme ve aktif işgücü piyasası politikaları bu bağlamda temel olacaktır

Başarılı bir geçiş uzun zaman alacaktır. Sendikaların işgücü piyasasındaki bu büyük değişim boyunca işçilere aktif olarak eşlik etmesini gerektirecek, erken emeklilik, toplulukların yeni sürdürülebilir endüstriler geliştirmesine yardımcı olacak hibeler, genç işçilere yeniden beceri kazandırma ve yeniden istihdam etme. Tüm bunlarda, yerel, ulusal ve küresel çerçeve anlaşma düzeylerinde toplu pazarlık için bir rol vardır.

Son olarak, adil geçişe yeni fırsatların ödüllendirici ışığında bakmalıyız: yeşil yatırımlar yoluyla yaratılan önemli sayıda insana yakışır işlerden toplam istihdamdaki net kazançlar; doğal kaynakların sürdürülebilir üretimi, tüketimi ve yönetimi; daha iyi iş kalitesi ve daha verimli süreçlerden elde edilen gelir; tarım, inşaat, geri dönüşüm ve turizm gibi sektörlerde daha çevreci ürün ve hizmetler. Son olarak, örneğin uygun fiyatlı, çevresel olarak sürdürülebilir hizmetlere ve enerjiye gelişmiş erişim yoluyla daha iyi sosyal içerme.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in konuşmamın başında alıntıladığım sözüne dönecek olursak, “Kesin olan bir şey var: Vazgeçenler mutlaka kaybeder. Öyleyse, birlikte savaşalım ve kazanalım.”

 

FULYA PINAR ÖZCAN

 

HAK-İŞ Dış İlişkiler Uzmanı Fulya Pınar Özcan da konuşmasında şu hususları dile getirdi:

“Bugün Türkiye'den 760 binden fazla işçiyi temsilen HAK–İŞ Konfederasyonu adına sizlere hitap etmekten onur duyuyorum.

Konuşmama, işyerlerinde şiddet ve tacizin önlenmesine ilişkin ILO sözleşmesi 190'ın onaylanmasından dolayı üye kuruluşlara öncülük ettikleri ve üyeleri teşvik ettikleri için ITUC ve ITUC-AP'ye teşekkür ederek başlamak istiyorum.

HAK-İŞ'in Türkiye'de işyerlerinde şiddet ve tacizin önlenmesinde öncü rol oynadığının da altını çizmek isterim.

HAK-İŞ olarak insan onuruna dayalı bir çalışma kültürünün öneminin çok iyi farkındayız ve herkesin şiddet ve tacizden uzak bir çalışma hayatına sahip olması gerektiğine inanıyoruz.

Bu doğrultuda HAK-İŞ, Türkiye'de şiddet ve tacizin önlenmesi için karşılıklı saygı ve insan onuruna dayalı bir çalışma ortamının oluşturulması yolunda önemli bir adım atmıştır.

HAK-İŞ Konfederasyonu ve konfederasyona bağlı sendikaların “işyerlerinde Şiddete Sıfır Tolerans” politika belgesini benimseyerek imzaladığını ve ILO sözleşmesinin onaylanması için ILO C190 ve R206 doğrultusunda tedbirleri uygulamaya başladığını paylaşmaktan memnuniyet duyarız.

ILO tarihinde belki de ilk kez bir sözleşme ve tavsiyeler onaylanmadan uygulanmaya başlanmıştır.

Çalışma barışının sağlanması ve şiddetin sıfıra indirilmesi ancak güçlü ve köklü bir sosyal diyalogla sağlanabilir.

Bu bilinçle HAK-İŞ, işyerlerinde şiddet ve tacizin önlenmesine yönelik Toplu İş Sözleşmesi hükümlerini hazırlayarak Türkiye'deki örnek girişimlerden biri haline getirmiştir.

Taslak hükümlerde, işle ilgili her türlü şiddet ve tacizi işyerinde şiddet olarak tanımladık. İşyerinde şiddet ve taciz algısını düzenli olarak incelemek için önleyici ve sürdürülebilir önlemler geliştirdik. Çalışma hayatında şiddet ve tacizi izleyecek ve önleyecek şikayet mekanizmaları ve komitelerin temelini oluşturuyoruz.

Güçlü Toplu İş Sözleşmelerine imza atarak, işyerinde şiddet ve tacize ilişkin verileri hazırlamayı ve erişilebilir formatlarda rehberlik, eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.

HAK-İŞ olarak harekete geçerek, model alınabilecek daha iyi ve güvenli çalışma koşullarını sağladık.

Örgütlenme, iyi kurulmuş sosyal diyalog, bilinçlendirme, eğitim, koçluk, daha fazla kadını Toplu İş Sözleşmelerine dahil etmek, güçlü izleme ve şikayet mekanizmaları kurmak, sendikalar aracılığıyla işyeri düzeyinde kadın komiteleri oluşturmak, küresel çerçeve sözleşmelerini güçlendirmek, işyerlerinde aldığımız diğer önemli uygulamalardandır.

Kadına yönelik şiddeti sona erdirmeye yönelik yatırımlar, yalnızca katlanılmaz acıları sona erdirmekle kalmaz aynı zamanda daha demokratik ve insan haklarına dayalı bir dünya yaratarak milyarlarca insanı kurtarır.

HAK-İŞ, büyümeye devam ettikçe ufkun ötesini görmeye ve sorumluluk almaya hazırdır.

Şiddet ve tacizin sıfır olması için yapılacak çok şey olduğunu biliyoruz. Ancak bu hedeflere ulaşmak için zorluklarla ve sorunlarla mücadele etmeye hazırız.

En büyük bedeli her zaman emekçilerin ve kadınların ödediğini asla unutmamalıyız. ITUC ve ITUC AP'nin dayanışması ve katkılarıyla Türkiye'de ve dünyada hak ve özgürlükler için sendikal mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bu vesileyle tüm ülkeleri ve Türkiye'yi ILO’nun C190 sayılı sözleşmesini onaylamaya davet etmek istiyoruz. Ayrıca ITUC ülkelerimizde şiddet ve tacizin önlenmesi alanındaki olumlu gelişmeleri teşvik etmeye devam etmeli ve tüm ülkeleri ILO Sözleşmesi C190'ı onaylamaya çağırmalıdır

Yeni bir sosyal sözleşme ancak birlik, beraberlik ve sürdürülebilirlik ile sağlanabilir.

ITUC AP'nin küresel koordinasyonu ve ilham sağlayacak rehberliği ve liderliğinde dayanışmamızın devam edeceğine inanıyoruz."